Bazen bir şarkının sonu gelmeden tekrar başa döneriz ve bu döngü yüzlerce kez devam eder. Bir melodinin ya da bir ritmin içinde bu kadar uzun süre asılı kalmak, dışarıdan bakıldığında geçmişe duyulan hastalıklı bir saplantı gibi görünebilir mi? Yoksa bu durum, zihnimizin karmaşık dünyasında kendine güvenli bir liman inşa etme çabası mıdır? Müzik, yalnızca duyulan bir ses yığını değil, aynı zamanda insanın zaman ve mekanla kurduğu ilişkinin en estetik halidir. Özellikle kitle müziği yapıtlarının hayatımızdaki bu tekrar eden varlığı, hem psikolojik hem de toplumsal pek çok katmanı içinde barındırır.
Modern dönemde müziğin teknolojik imkanlarla her an ulaşılabilir hale gelmesi, dinleme pratiklerimizi de kökten değiştirmiştir. Bir yapıtı defalarca dinlemek, aslında o yapıtın sunduğu dünyayı içselleştirme sürecidir. Bu süreçte dinleyici, yalnızca dışarıdaki bir sesi değil, kendi iç sesini ve o sesle bağdaştırdığı duyguları duymaya başlar. Bir pop müzik yapıtına duyulan bu tutkulu bağlılık, aslında o sesin zamanla bizim varoluşsal dokumuzun bir parçası haline gelmesidir. "Bu tür bir bağlılığın özelliği olan her türlü özel çağrışım ve varoluşsal sembolizmin zengin kişisel yatırımı, yapıtın kendisi kadar bizim kendi aşinalığımızın da bir işlevidir: popüler tekli, tekrarlama yoluyla hissedilmeden kendi hayatımızın varoluşsal dokusunun bir parçası haline gelir; öyle ki dinlediğimiz şey kendimiz, kendi önceki dinlemelerimizdir" (Jameson, 1991, s. 239). Bu perspektiften bakıldığında, bir şarkıyı tekrar tekrar dinlemek geçmişteki bir ana saplanıp kalmaktan ziyade, o anı bugünün bir parçası yaparak kendimizi yeniden inşa etme eylemidir.
Neden özellikle bazı yapıtlar bizi bu kadar güçlü bir şekilde geçmişe, özellikle de gençlik yıllarımıza götürür? Müzik sosyolojisi ve psikolojisi alanındaki çalışmalar, popüler müzik yapıtlarının bireyin yaşamındaki belirli dönemleri işaretleyen birer "endeks" görevi gördüğünü savunur. Bir şarkı çaldığında, zihin o yapıtın ilk duyulduğu ya da en yoğun hissedildiği zaman dilimine dair bir keşif yolculuğuna çıkar. "Buradaki en güçlü model, bir şarkının, kişinin gençlik ve genç yetişkinlik dönemindeki oluşumunun bir noktasını işaret etmesi nedeniyle yankılanmasıydı" (Partridge, 2010, s. 83). Bu durum, hastalıklı bir saplantıdan ziyade, insan belleğinin müzik aracılığıyla kimlik duygusunu tazelemesi olarak okunabilir. Müzik, geçmişi bir müze gibi dondurmaz; aksine onu bugünün içinde yeniden yaşatır.
Bununla birlikte, kitle müziği endüstrisinin bu tekrar mekanizmasını nasıl kullandığını da nesnel bir gözle değerlendirmek gerekir. Modern müzik endüstrisi, "standardizasyon" ve "parlatma" (plugging) adı verilen tekniklerle belirli yapıtların dinleyicinin kulağına sürekli çalınmasını sağlar. Bu sistematik tekrar, bir süre sonra dinleyicide o yapıta karşı sahte bir aşinalık ve kabul yaratır. "Tekrar, başka türlü var olamayacak bir psikolojik alaka yaratır" (Adorno, 2011, s. 356). Bu noktada, bir şarkıyı yüzlerce kez dinleme arzumuzun ne kadarının kendi içsel ihtiyacımız, ne kadarının ise endüstrinin sunduğu standartlaştırılmış kalıpların bir sonucu olduğu sorusu gündeme gelir. Eğer bir yapıt, zihnimizde eleştirel bir mesafe bırakmayacak kadar çok tekrar ediliyorsa, orada özgür bir estetik tercihten ziyade, kitle kültürünün dayattığı bir alışkanlıktan söz etmek mümkün olabilir.
Yine de müziğin en temel işlevlerinden biri, bizi gündelik zamanın sıkıcı akışından, yani "kronos"tan koparmaktır. İnsan, müzik tecrübe ettiğinde artık saniyelerin, saatlerin ya da günlerin nabzına göre hareket etmez; iç saati, geçen müzikal zamana kilitlenir. "Müzikal ve/veya dans tecrübe edildiğinde, kişi artık saniyenin, saatin, günün, yılın nabzına senkronize değildir; kişinin iç saati, ister ölçüler, vuruşlar isterse cümleler olsun, geçmekte olan müzikal zamana bağlanır" (Sylvan, 2002, s. 1). Bir şarkıyı yüzlerce kez dinlemek, aslında o "müzikal zamanın" içinde kalma, dış dünyanın karmaşasından kurtulup güvenli ve öngörülebilir bir ritmik yapının içinde nefes alma arzusudur. Bu, bir saplantı değil, insanın kendi bilincini ve zaman algısını müzik yoluyla düzenleme çabasıdır.
Şarkıyı yüzlerce kez dinleme eylemi, tek bir nedenle açıklanamayacak kadar çok boyutludur. Bu durum bazen kitle kültürünün bir manipülasyonu, bazen geçmişe duyulan bir özlem, bazen de zihinsel bir rahatlama aracı olabilir. Belki de her dinleyişte o yapıtın içinde yeni bir kapı aralıyor ya da o melodinin sunduğu "kalıcı şimdi"nin içinde kendimizi daha bütün hissediyoruzdur. Peki, sizce bir şarkıyı tekrar dinlerken aslında o şarkıyı mı dinliyoruz, yoksa o şarkının bizim hakkımızda anlattığı hikayeyi mi? Belki de gerçek saplantı, müziğin kendisinde değil, onun bize sunduğu o yuvadan hiç çıkmak istemeyişimizdedir.
Kaynakça
Adorno, T. W. (2011). Kültür Endüstrisi Kültür Yönetimi (N. Ülner, M. Tüzel, & E. Gen, Çev.). İstanbul: İletişim Yayınları.
Jameson, F. (1991). Postmodernism, or, The Cultural Logic of Late Capitalism. Durham: Duke University Press.
Partridge, C. (2010). Pop Cult: Religion and Popular Music. New York: Continuum.
Sylvan, R. (2002). Traces of the Spirit: The Religious Dimensions of Popular Music. New York: New York University Press.
__________________________
Not: Metinler, “deneme yazıları”dır. Nesnel yaklaşımlarla oluşturulan metinlerin konusu, kurgusu, başvuru-kaynakları tarafımca belirlenmiş, dil ve akış yönünden yapay-zeka (AI) ile geliştirilmiştir. Safa Olgun
Müzik ve Kimlik: Seslerin Ruhumuzu Şekillendirme Gücü
İnsan yaşamının seslerle kurduğu ilişki, sadece bir işitme eyleminin ötesinde, benliğin derinliklerinde yankı bulan karmaşık bir süreçt...