On dokuzuncu yüzyılın ortalarında, Orta Avrupa’nın kalbinde yeni bir kavram fısıldanmaya başlandı: Kitsch. Peki, bu kavram neden tam da o dönemde ve o coğrafyada adlandırılma ihtiyacı hissettirdi? İnsanlık tarihi boyunca "kötü beğeni" ya da "taklit" hep var olmamış mıydı? Aslında bu sorunun cevabı, yalnızca estetik bir tercih değişikliğinde değil, toplumun köklerinden sarsıldığı o devasa dönüşümde gizlidir. Sanayi Devrimi ile birlikte makineler yalnızca seri üretim nesneler değil, aynı zamanda yeni bir insan tipi ve yeni bir zaman algısı da üretmeye başlamıştı. Bu dönemde ortaya çıkan sosyal dinamikler, sanatı aristokratik sarayların ve kilise koridorlarının dışına iterek, onu geniş kitlelerin tüketimine sundu. Acaba bu durum, sanatın kutsallığını yitirmesi miydi, yoksa güzelliğin demokratikleşmesi mi?
Kitle müziği ve kentsel yaşamın yükselişi, kitsch olgusunun filizlenmesi için en uygun ortamı hazırladı. Kırsal kesimden şehirlere akan büyük kalabalıklar, beraberlerinde getirdikleri köklü gelenekleri ve doğayla iç içe olan yapıtları geride bırakmışlardı. Şehrin kaotik ve yorucu çalışma koşulları altında bu kitleler, kendilerine sunulacak, fazla çaba gerektirmeyen bir teselli arayışına girdiler. Modernleşme süreciyle birlikte boş zamanı ve parası olan yeni bir orta sınıf doğuyordu. Bu yeni sınıf, aristokrasinin seçkin zevklerini taklit etmek istiyor ancak bu zevklerin gerektirdiği derin sanatsal eğitime sahip olamıyordu. İşte bu noktada kitsch, "hazır bir estetik" olarak devreye girdi. Nesnel bir bakışla söylemek gerekirse, kitsch’in yayılması teknik bir sınırlamanın aşılmasından, yani yapıtların ucuza üretilmesinden öte, bu tür nesnelere duyulan ihtiyacın yaratılmasıyla mümkün oldu. "Gerçek duygu nadir hale geldiğinde, arzu uykuya daldığında ve yapay uyarıma ihtiyaç duyulduğunda kitsch ihtiyacı ortaya çıkar" (Harries, 1968, s. 78).
Bu yapay uyarım ihtiyacı, müzik dönemleri arasındaki geçişle, özellikle de Romantizm akımının evrimiyle doğrudan ilişkilidir. Romantizm, her ne kadar yüce duyguları ve dehanın biricikliğini savunsa da, sunduğu aşırı duygusallık ve dramatik etkilerle kitsch için verimli bir zemin hazırlamıştı. Klasik müzik yapıtlarındaki o soylu ve dengeli yapı, zamanla yerini daha fazla gözyaşına, daha fazla nostaljiye ve daha fazla şatafata bıraktı. Bazı felsefecilere göre bu iki akım arasındaki bağ o kadar güçlüdür ki, biri diğerinin kaçınılmaz bir sonucudur. "Romantizm, kendisi kitsch olmasa da kitsch'in annesidir ve bazen çocuğun annesine o kadar benzediği anlar olur ki aralarındaki farkı anlamak imkansızlaşır" (Broch, 2006, s. 62). Kitsch, Romantik dönemin sunduğu o yoğun duygu dünyasını alıp, onu formüllerle çalışan, mekanik ve hemen tüketilebilir bir hale getirmiştir.
Toplumsal dinamikler açısından bakıldığında, okuryazarlığın artması ve kitle iletişim araçlarının gelişmesi de bu süreci tetikledi. İnsanlar artık yalnızca yapıtları dinlemek ya da izlemekle kalmıyor, onları evlerine, oturma odalarına sokmak istiyorlardı. Bu durum, sanatın bir "meta" haline gelmesine yol açtı. Özellikle piyano gibi çalgıların orta sınıf evlerine girmesiyle, ev içi müzik yapma kültürü değişti. Sanatsal kaygının yerini rahatlık ve gösterişin aldığı bu dönemde, derinliği olmayan ancak duygusal tepkiyi anında tetikleyen yapıtlar büyük ilgi gördü. Kitsch, izleyiciyi ya da dinleyiciyi şaşırtmak, sarsmak veya düşündürmek yerine, ona zaten bildiği ve duymak istediği şeyi sunar. "Kitsch her zaman en geleneksel, standart ve denenmiş temsil kalıplarını kullanır" (Kulka, 1996, s. 37). Bu, izleyicinin entelektüel bir çaba harcamadan yapıtla bağ kurmasını sağlar.
Peki, kitsch neden bu kadar popülerdir? Yanıt belki de insanın en temel psikolojik ihtiyaçlarında saklıdır. Modern dünya karmaşık, belirsiz ve çoğu zaman soğuktur. Kitsch ise bize güvenli bir liman, "güzel bir yalan" sunar. İyiliğin kazandığı, kötülüğün cezalandırıldığı ve duyguların en saf (veya en abartılı) haliyle yaşandığı bir dünya modelidir bu. "Kitsch, yapısı gereği stok duygularla yüklü nesneleri veya temaları betimler" (Kulka, 1996, s. 26). Bir çocuğun gözyaşı ya da gün batımı gibi evrensel temalar, kişisel deneyimden bağımsız olarak herkeste benzer ve hızlı bir duygusal tepki uyandırır. Bu durum, sanatsal bir yetersizlikten ziyade, geniş kitlelerin ortak paydasına hitap etme becerisidir.
Kitsch, modernitenin kaçınılmaz bir yan ürünüdür. Sanayi Devrimi'nin üretim gücü, orta sınıfın yükselişi ve Romantizmin duygusal mirası birleşerek bu olguyu hayatımızın her alanına yaymıştır. Klasik müzikten popüler kültüre kadar her yerde karşımıza çıkan bu kavram, aslında insan deneyiminin bir parçası olan "hızlı teselli" arayışının somutlaşmış halidir. Günümüzde postmodernizmin etkisiyle kitsch ile yüksek sanat arasındaki sınırlar iyice bulanıklaşmış olsa da, bu olgunun kökenindeki o toplumsal dinamikleri anlamak, bugünün dünyasını anlamak anlamına gelir. Kitsch, gerçekten sanatın bir düşmanı mıdır, yoksa modern insanın karmaşık yaşamındaki en sadık dostu mu? Bu sorunun cevabı, belki de her birimizin bir yapıta bakarken ne hissetmek istediğinde gizlidir.
Kaynakça
Broch, H. (1969). Notes on the Problem of Kitsch. In G. Dorfles (Ed.), Kitsch: The World of Bad Taste. New York: Universe Books.
Călinescu, M. (1987). Five Faces of Modernity: Modernism, Avant-Garde, Decadence, Kitsch, Postmodernism. Durham: Duke University Press.
Greenberg, C. (1961). Art and Culture: Critical Essays. Boston: Beacon Press.
Kulka, T. (1996). Kitsch and Art. University Park: Pennsylvania State University Press.
____________________________
Not: Metinler, “deneme yazıları”dır. Nesnel yaklaşımlarla oluşturulan metinlerin konusu, kurgusu, başvuru-kaynakları tarafımca belirlenmiş, dil ve akış yönünden yapay-zeka (AI) ile geliştirilmiştir. Safa Olgun
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.