İnsan deneyiminin en köklü bileşenlerinden biri olan müzik, seslerin fiziksel bir dizilişinden çok daha fazlasını ifade eder; o, bireyin zaman ve uzam içindeki konumunu belirleyen sessel bir hafıza kaydı ve aidiyet alanıdır. Modern dünyada müzik, genellikle insanları birleştiren evrensel bir dil olarak kutsansa da, bu sessel evrenin aynı zamanda keskin sınırlar çizen ve "ötekini" dışarıda bırakan bir duvar işlevi gördüğü nesnel bir gerçektir. Bir yapıtı dinlerken hissettiğimiz o derin aidiyet duygusu, bizi sadece belirli melodilerle değil, o melodilerin temsil ettiği toplumsal değerler ve insan gruplarıyla da buluşturur. Peki, bu sessel sığınak gerçekten herkesi kucaklayan bir köprü müdür, yoksa sadece "bizim gibi olanların" girebildiği, kapıları sıkıca kapalı bir mabet midir? Bu sorunun yanıtı, müziğin toplumsal bir ayrışma ve kimlik inşası aracı olarak nasıl çalıştığını anlamaktan geçer.
Kitle müziği dünyasında aidiyet, çoğu zaman bir topluluğun parçası olma arzusu kadar, diğerlerinden farklı olma ve onlarla araya mesafe koyma çabasıyla şekillenir. Bir müzik türüne "evim" diyen birey, aslında o ses evreni aracılığıyla kendi toplumsal sınırlarını çizer. Toplumsal bir varlık olan insan, benzerleriyle sessel bir paydada buluşurken, "öteki" olarak kodladığı grupları bilinçli ya da bilinçsiz bir biçimde dışarıda bırakma eğilimi gösterir. Kitle müziği pratikleri üzerine yapılan gözlemler, bu durumu şu şekilde ortaya koyar:
"Kitle müziği, tıpkı halk ya da modern ritimler gibi, diğer insanları dışarıda tutarak insanları bir araya getirir; bu müzikal kabileler bazılarını yakınına çekerken diğerlerini dışarıda bırakarak iter ve bazen bu durum bir ev hissi yaratır" (Millward, 2012, s. 1).
Bu dışlama mekanizması, sadece teknik bir tercih değil, aynı zamanda estetik bir yargılama biçimidir. Bir yapıtın "kötü", "yozlaşmış" ya da "zevkten yoksun" olarak tanımlanması, aslında o yapıtın temsil ettiği toplumsal sınıfa veya kültürel gruba yönelik sessel bir sınır çizme eylemidir. Psikolojik bir süreç olarak müzikal beğeni, neyi sevdiğimiz kadar neyi asla dinlemeyeceğimiz üzerinden de kendisini var eder. Eğer müziğin sunduğu o "ev" hissi tamamen kapsayıcı olsaydı ve hiç kimseyi dışarıda bırakmasaydı, müzikal bir kimlikten bahsetmek mümkün olur muydu? Hazzın oluşması için bir karşıtlığın varlığı, estetik fail için bir zorunluluktur:
"İnsanlar müzik konusunda anlaşmazlığa düşme eğilimindedir çünkü insanlar geçimsizdir; müzikten şikayet ettiğimizde aslında şikayet ettiğimiz şey diğer insanlardır ve bu yüzden şikayet etmeyi asla gerçekten bırakamayız" (Millward, 2012, s. 468).
Özellikle müzik dönemleri arasındaki geçiş süreçlerinde, müzikal sahnelerin birer "alt kültür" olarak kendilerini nasıl konumlandırdıkları dikkat çekicidir. Bir müzik sahnesinin üyeleri, dışarıdakiler tarafından yanlış anlaşılmayı veya yapıtlarının karmaşık bulunmasını bazen bilinçli bir taktik olarak kullanırlar. Bu durum, o sahnenin ana akım tarafından yutulmasını engellerken, içeridekiler için çok güçlü bir grup kimliği yaratır. Müzik bu bağlamda, sadece içeridekilerin şifresini bildiği gizli bir dil haline gelir. Dışarıdakilerin bu dili anlamaması, içerideki evin duvarlarını daha da sağlamlaştırır. Bu stratejik izolasyon, modern kentsel yaşamda bireyin kendisini koruması için geliştirdiği estetik bir kalkandır.
Psikolojik bir mercekten bakıldığında, gençlik dönemindeki bireylerin ebeveynlerine veya genel toplumsal normlara en uzak gelen müzikleri seçmeleri de bu dışlama ve "kendi evini kurma" ihtiyacıyla doğrudan ilişkilidir. Birey, kendisine sunulan verili kültürel alanı reddederek, sadece kendi akranlarının veya seçtiği niş grubun girebildiği otonom bir bölge inşa eder. Bu alan, dış dünyanın karmaşasından ve denetiminden kaçılan, kuralları içeridekilerce belirlenen bir uzamdır. Sosyolojik terminolojiyle ifade etmek gerekirse, bu durum bir "aksiyo-normatif düzen" kurma çabasıdır. Müzik, bu düzenin hem kurucusu hem de koruyucusudur:
"Aksiyonormativite toplulukları bütünleştirir ve kurar, ancak aynı zamanda yabancıları veya muhalifleri dışlar ve yaratır" (Kuligowski, 2018, s. 102).
Bu ikircikli yapı, müziğin evrensel birleştirici gücü olduğu yönündeki romantik söylemlerle çelişiyor gibi görünse de, toplumsal gerçekliğin nesnel bir yansımasıdır. Müzik bütünleştiricidir, ancak bu bütünleşme genellikle bir bedel karşılığında gerçekleşir: Bir "biz" yaratabilmek için bir "onlar" grubuna ihtiyaç duyulur. Kuşaklar arası farklılaşmada müziğin bir mesafe koyma aracı olarak kullanılması, bu durumu en net şekilde özetler:
"Ebeveynler, büyüyen genç çocuklarından yabancılaşmaya başlarken, ikincisinin ebeveynleri ve aileleri için mümkün olduğunca yabancı olan popüler kültürleri seçmesi ve kendilerini önceki nesillerden ayırmayı kasıtlı olarak amaçlayan gençlik kültürlerine katılması olarak tanımlanmaktadır" (Till, 2010, s. 126).
Bir müzik türünün kendi içinde bir sığınak yaratabilmesi, onun toplumsal alanda nasıl bir mesafe kurduğuyla ve kimleri kapının dışında tuttuğuyla yakından ilgilidir. Müzik bizi birleştirir, ancak bu birleşme genellikle kendi duvarlarımızın içinde, bizim gibi düşünen ve hissedenlerle sınırlıdır. Belki de asıl zenginlik, sadece bir evin içinde kalmakta değil, farklı duvarların arkasından gelen seslere kulak verebilme cesaretini gösterebilmektedir. Ancak yine de sormak gerekir: Kendi sessel dünyamızda o dışlayıcı sınırlar olmasaydı, kendimizi bu karmaşık dünyada bu kadar "evimizde" hissedebilir miydik? Müzik, bu sorunun yanıtını her bir dinleyicinin kendi iç işitme sürecinde sessizce vermeye devam edecektir.
Kaynakça
Camgöz, N. (2019). Anadolu Türkülerinin Anadolu Pop-Rock Müzik Türüne Uyarlanmasının Halkbilimsel İncelenmesi (Yayımlanmamış Doktora Tezi). İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.
Kuligowski, W. (2018). Music festivals as axio-normative spaces. E. Mazierska, L. Gillon, & C. Storm (Eds.), Popular Music in the Post-Digital Age: Politics, Economy, Culture and Technology (pp. 95-110). New York: Bloomsbury Academic.
Millward, S. (2012). Major Labels: A History of Popular Music in Seven Genres. London: Faber & Faber.
Siebrasse, A., & Wald-Fuhrmann, M. (2023). You only know a person's taste if you know what genre they like: Taste differences within five popular music genres based on subgenres and substyles. Frontiers in Psychology, 14, 1-17. https://doi.org/10.3389/fpsyg.2023.1062146
Till, R. (2010). Pop Cult: Religion and Popular Music. London: Continuum.
_______________________
Not: Metinler, “deneme yazıları”dır. Nesnel yaklaşımlarla oluşturulan metinlerin konusu, kurgusu, başvuru-kaynakları tarafımca belirlenmiş, dil ve akış yönünden yapay-zeka (AI) ile geliştirilmiştir. Safa Olgun
Melodilerin Sessiz Köprüsü: Müzik Aracılığıyla Dünyayı Anlamak
İnsan varlığının seslerle kurduğu kadim ilişki, teknik bir düzenlemenin ötesine geçerek dünyayı algılama ve onunla bağ kurma biçimimizi...