Gündelik yaşamın her köşesinde karşımıza çıkan, bazen bir vitrin süsünde bazen de bir müzik yapıtının aşırı duygusal tınılarında kendini gösteren o tuhaf olguyu nasıl tanımlamalıyız? Kitsch olarak adlandırılan bu kavram, çoğunlukla "zevksizlik" veya "ucuz sanat" olarak nitelendirilse de, estetik kuramının en çetrefilli alanlarından birini oluşturur. Modernleşme süreçleriyle birlikte ortaya çıkan kitle müziği ve endüstriyel üretim biçimleri, sanatı herkes için ulaşılabilir kılarken aynı zamanda "sahte" ile "sahici" arasındaki sınırı da muğlaklaştırmıştır. Peki, bir yapıtın kitsch olması onun tamamen estetik dışı olduğunu mu gösterir, yoksa bu durum modern insanın dünyayla kurduğu özel bir duygu ilişkisinin sonucu mudur?
Kitsch, tarihsel perspektiften bakıldığında, sanatın özerkleşme çabasına eşlik eden bir gölge gibi gelişmiştir. Özellikle Klasik Müzik ve yüksek sanat geleneklerinin kurumsallaştığı dönemlerde, bu rafine zevkin dışına taşan, duyguları doğrudan ve abartılı bir biçimde sömüren üretimler kitsch olarak damgalanmıştır. Ancak estetik teorisinde bu durumun sadece bir yetersizlik değil, aynı zamanda bir "temsil" sorunu olduğu vurgulanır. Bir estetik kuramcısına göre, bu olgu bazen yapıtın kendi doğasında gizlenir: "Oldukça çıplak bir model ya da bir müzik tonunun tatlı rezonansı kitsch olabilir ya da sanatsal kalitenin tamalayıcı bir unsuru olabilir" (Adorno, 1970, s. 99). Bu perspektiften bakıldığında kitsch, yapıta dışarıdan eklenen bir kusur değil, bazen sanatsal etkinin yoğunlaştırılması için başvurulan bir sınır ihlalidir.
Kitsch'in en belirgin özelliklerinden biri, gerçekte var olmayan ya da yaşanmamış duyguların bir simülasyonunu sunmasıdır. Bu durum, alımlayıcıyı yormadan, ona hazır ve "kolay" bir estetik haz vaat eder. Modernizm ile birlikte karmaşıklaşan sanat yapıtlarına karşı bir tepki olarak gelişen kitle müziği, dinleyiciye tanıdık gelen kalıpları tekrarlayarak bir güven alanı yaratır. Bazı düşünürlere göre bu durum, toplumsal bir ihtiyaçtan kaynaklanır ve bu ihtiyacı karşılayan bir "insan tipi" mevcuttur: "Çünkü eğer Kitsch'i seven, bir yapıt üreticisi olarak onu yaratmak isteyen ve sanatın tüketicisi olarak da onu satın almaya... hazır Kitsch insanı olmasaydı, Kitsch denen olgu da ne ortaya çıkabilir ne de varlığını sürdürebilirdi" (Lukacs, 1975, s. 192). Yani kitsch, sadece nesnenin bir özelliği değil, aynı zamanda o nesneyle özdeşleşmek isteyen öznenin de bir inşasıdır.
Bu durum, kitsch yapıtların neden "yalan" üzerine kurulu olduğu tartışmasını da beraberinde getirir. Sahici bir sanat yapıtı, dünyayı yansıtmak yerine onu yeniden kurmayı ve insanı sarsmayı amaçlarken; kitsch, gerçekliğin çarpıtılmış, pembeleşmiş ya da sadece "hoşa giden" kısımlarını sergiler. Ancak bu, kitsch'in sanatla hiçbir bağı olmadığı anlamına gelmez. Aksine, o sanatın her an düşebileceği bir tuzak olarak yapıtın içinde pusuya yatmıştır: "Kitsch, düşmanla sadakatsiz bir uyumdan kaynaklanan, salt sanatın reddedilmesi değildir; daha ziyade sanatın içinde gizleniyor ve ortaya çıkmak için sürekli tekrarlanan fırsatları bekliyor" (Adorno, 1970, s. 312). Sanatın duygusal yoğunluğunu kaybettiği her an, kitsch devreye girerek o boşluğu yapay coşkularla doldurur.
Müzik özelinde bakıldığında kitsch, kendisini aşırı stilizasyon ve duygusallıkta belli eder. Pop ya da Folk Müzik gibi türlerin bazı formları, kitle müziğinin standartlaştırma çabasıyla birleştiğinde, derin bir trajik sarsıntıdan yoksun, siyah ve beyaz kadar net karakterlere sahip yapılar üretir. Bu durum, kültürel bir çürümenin ve anlamın içinin boşalmasının bir göstergesi olarak okunabilir. Bir müzik estetikçisinin belirttiği üzere, bu fenomen bazen bir uygarlığın duygusal tükenişinin kanıtıdır: "Hiçbir şeyin gerçek otoriteye sahip olmadığı çürüyen düzende her şey gülünç bir bahaneydi" (Scruton, 2009, s. 147). Dolayısıyla kitsch, sadece estetik bir başarısızlık değil, aynı zamanda kültürel bir krizin dile getirilme biçimidir.
Psikolojik açıdan kitsch, alımlayıcıya "aynadaki en iyi halini" göstererek bir tür teselli sunar. Bu teselli, hayatın karmaşası ve acıları karşısında sığınılan sahte bir limandır. Postmodernizm döneminde kitsch'in "geçmişe öykünme" (pastiş) ve "kolaj" teknikleriyle yeniden yorumlanması, onun bir "zevksizlik" olmaktan çıkıp bilinçli bir "estetik stratejiye" dönüşmesine yol açmıştır. Artık kitsch, neyin sanat olup neyin olmadığına dair bir parodi aracı olarak da kullanılabilmektedir. Bu noktada bir ayrım yapmak zorunlu hale gelir: Bilinçsizce yapılan kitsch bir yozlaşma belirtisiyken, bilinçli bir estetik tercih olarak kullanılan kitsch, kültürel kodların bir eleştirisi haline gelebilir.
Kitsch, ne tamamen bir zevksizlik ne de kusursuz bir estetiktir; o, insanın güzelliğe duyduğu saf ama kolaycı arzunun, endüstriyel dünya ile kurduğu sorunlu bir uzlaşmadır. Bir yapıtın başarısı, bu tuzağa ne kadar düşmediğinde değil, bazen bu "ucuz" duygu dünyasını bile nasıl rafine bir anlatıma dönüştürebildiğinde saklıdır. Belki de asıl soru, kitsch'in var olup olmadığı değil, bizim hangi boşluğumuzu doldurmak için ona ihtiyaç duyduğumuzdur. Sanat ve kitsch arasındaki o ince çizgide yürürken, yapıtlar bize sadece estetik bir haz sunmakla kalmaz, aynı zamanda kendi beğenilerimizin ardındaki o gizli samimiyeti veya yalanı da fısıldar.
Kaynakça
Adorno, T. W. (1970). Ästhetische Theorie. Frankfurt am Main: Suhrkamp Verlag.
Lukacs, G. (1975). Die Eigenart des Ästhetischen. (Trad. de l'allemand par R. Rochlitz). Neuwied: Luchterhand.
Scruton, R. (2009). Understanding Music: Philosophy and Interpretation. London: Continuum.
Soykan, Ö. N. (2009). Estetik ve Sanat Felsefesi. İstanbul: Pinhan Yayıncılık.
____________________________________
Not: Metinler, “deneme yazıları”dır. Nesnel yaklaşımlarla oluşturulan metinlerin konusu, kurgusu, başvuru-kaynakları tarafımca belirlenmiş, dil ve akış yönünden yapay-zeka (AI) ile geliştirilmiştir. Safa Olgun
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.