Kitsch kavramının 19. yüzyılın ortalarında Batı'nın belirli bir bölgesinde filizlenmesi tesadüf değildir. Bu dönem, insanlık tarihinin en keskin dönüşümlerinden birine, yani Endüstri Devrimi'ne sahne olmuştur. Peki, neden bu dönemde "kötü tat" ya da "ucuz yapıt" olarak nitelendirilen bir kavramın adını koyma ihtiyacı hissettik? Aslına bakarsanız, bu sorunun yanıtı toplumsal yapının kökten değişmesinde gizlidir. Kırsaldaki geleneksel yaşamlarından kopup fabrikaların ve kalabalık kentlerin gri atmosferine sürüklenen kitleler, beraberlerinde getirdikleri köklü kültürel bağları da yitirmişlerdir. Bu boşluk, bireyin hem estetik hem de varoluşsal bir açlık yaşamasına neden olmuştur. Kentleşen nüfus, artık ne eski köy geleneklerine tam anlamıyla aittir ne de kentli üst sınıfın "yüksek sanat" olarak adlandırdığı karmaşık estetik dile vakıftır. İşte bu "ara bölge", kitsch'in yeşermesi için en verimli toprağı oluşturmuştur.
Toplumsal dinamiklerin en belirgin olanı, okuryazarlığın yaygınlaşması ve orta sınıfın yükselişidir. Bir zamanlar sadece elit bir kesimin erişebildiği kültürel yapıtlar, artık geniş halk yığınları için de birer tüketim nesnesi haline gelmiştir. Ancak bu yeni sınıflar, sanatsal bir derinlik aramak yerine, kendilerine statü kazandıracak ve anında duygusal karşılık verecek "sanat benzeri" ürünlere yönelmişlerdir. Modernite ile birlikte gelişen üretim teknikleri, bu talebi karşılamakta gecikmemiştir. Seri üretim bandından çıkan ucuz biblolar, taklit porselenler ve basit hikayeler, kitlelerin estetik açlığını doyurmaya başlamıştır. Bir kuramcının da belirttiği gibi, "Kitsch, kitleleri kentleştiren endüstriyel devrimin bir ürünüdür" (Greenberg, 1961, s. 9). Bu süreçte sanat, artık yüce bir ideal olmaktan çıkıp, boş zamanları dolduran bir eğlence aracına dönüşme riskiyle karşı karşıya kalmıştır.
Bu estetik kaymanın felsefi temellerinde ise bir önceki dönemin, yani Romantizm'in bıraktığı izler yatmaktadır. Romantizm'in duygulara, melankoliye ve bireysel duyarlılığa verdiği aşırı önem, kitsch için uygun bir zemin hazırlamıştır. Ancak kitsch, Romantizm'in bu derin ve çoğu zaman zorlayıcı duygusallığını alıp onu basitleştirmiş, şablonlara dökmüş ve sahte bir nostaljiye dönüştürmüştür. Romantik yapıtların o uçsuz bucaksız duygusal derinliği, kitsch aracılığıyla hemen tüketilebilir ve anında tanınabilir birer sembol haline gelmiştir. Bir analizde bu ilişki şu şekilde ifade edilir: "Romantizm, kendisi kitsch olmasa da kitsch'in annesidir ve öyle anlar gelir ki çocuk annesine o kadar benzer ki ikisini birbirinden ayıramazsınız" (Broch, 1969, s. 62). Bu miras, yapıtların artık birer "duygusal manipülasyon" aracı olarak tasarlanmasına yol açmıştır.
Kitsch'in başarısının ardındaki psikolojik mekanizma, onun izleyiciden hiçbir entelektüel çaba beklememesinde yatar. Modern birey, gündelik hayatın ve çalışma koşullarının ağırlığı altında, sanatın kendisini sorgulamasını değil, tam aksine rahatlatmasını ve onaylamasını istemektedir. Kitsch yapıtlar tam da bunu yapar; onlar zaten bildiğimiz ve hissetmeye hazır olduğumuz duyguları bize geri yansıtırlar. Bu durum, yapıtın içeriğinin her zaman "olumlu" ve "tanıdık" olması zorunluluğunu getirir. Araştırmacıların tespitine göre, "Kitsch tarafından tasvir edilen konu, genel olarak güzel, hoş veya yüksek derecede duygusal olarak kabul edilir ve düşünsel olmayan bir duygusal tepkiyi anında tetikler" (Kulka, 1996, s. 26). Bu "dolaysızlık ilkesi", modern dünyada karmaşık anlamlarla uğraşmak istemeyen zihinler için konforlu bir liman sunmaktadır.
Müzik dünyası da bu dönüşümden muaf kalmamıştır. Geleneksel müzik yapılarının karmaşıklığı yerini, kitle müziğinin o kolayca kavranabilen ve tekrara dayalı yapısına bırakmaya başlamıştır. Müzik, artık insan deneyiminin derinliklerini keşfeden teknik bir olgu olmaktan ziyade, satın alınabilen ve yaşam alanlarını "süsleyen" bir meta haline gelmiştir. Güzelliğin bir ticaret nesnesine dönüşmesi, sanatı toplumsal bir gereklilik olmaktan çıkarıp birer "prestij sembolü" kılmıştır. Bir düşünürün belirttiği üzere, "Kitsch, güzelliğin çeşitli formlarının, arz ve talep yasasına tabi herhangi bir meta gibi toplumsal olarak dağıtıldığı bir tarihte ortaya çıkar" (Calinescu, 1987, s. 229). Bu dönemde müzik, artık sadece kulağa hoş gelen bir arka plan gürültüsü olma tehlikesiyle yüzleşmiştir.
Kitsch, modernleşme sürecinin yarattığı o büyük kültürel kopuşun kaçınılmaz bir sonucudur. İnsanın anlam arayışını, sahte bir parıltı ve ucuz bir duygusallıkla ikame etme çabasıdır. Ancak bu sahtelik, belki de bizim modern gerçekliğimizin en dürüst aynasıdır. Kitlelerin estetik olarak "mahrum" bırakıldığı bir çağda, kitsch onlara ulaşılabilir bir güzellik illüzyonu sunmuştur. Bugün etrafımıza baktığımızda gördüğümüz o renkli ve tanıdık dünyada, acaba kaçımız gerçekten özgün bir estetik deneyim peşindeyiz, kaçımız ise sadece "anında tatmin" peşinde koşan birer kitsch tüketicisiyiz? Bu sorunun yanıtı, belki de modern varoluşun en can alıcı çelişkisinde gizlidir.
Kaynakça
Broch, H. (1969). Notes on the Problem of Kitsch. In G. Dorfles (Ed.), Kitsch: The World of Bad Taste. London: Studio Vista.
Calinescu, M. (1987). Five Faces of Modernity: Modernism, Avant-Garde, Decadence, Kitsch, Postmodernism. Durham: Duke University Press.
Greenberg, C. (1961). Art and Culture: Critical Essays. Boston: Beacon Press.
Kulka, T. (1996). Kitsch and Art. University Park: Pennsylvania State University Press.
________________________
Not: Metinler, “deneme yazıları”dır. Nesnel yaklaşımlarla oluşturulan metinlerin konusu, kurgusu, başvuru-kaynakları tarafımca belirlenmiş, dil ve akış yönünden yapay-zeka (AI) ile geliştirilmiştir. Safa Olgun
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.