İnsanlık tarihi boyunca müziğin kökenine dair sorulan en temel sorulardan biri, ses organizasyonlarının doğada zaten var olan bir düzenin yansıması mı olduğu, yoksa insan zihninin yaratıcı bir kurgusu mu olduğudur. Özellikle makam yapılarını düşündüğümüzde durum daha da karmaşık bir hal alır. Acaba bu karmaşık ses dizileri, evrenin derinliklerinde saklı matematiksel birer hazine gibi "keşfedilmeyi" mi bekliyordu, yoksa her bir müzik dönemi kendi estetik algısına göre bu yapıları sıfırdan "icat" mı etti? Bu sorunun yanıtı, yalnızca teknik bir müzik tartışması değil, aynı zamanda insan deneyiminin doğayla olan ilişkisini anlamlandırma çabasıdır.
Müziğin temel malzemesi olan ses, fiziksel bir olgudur ve doğada belirli yasalara göre hareket eder. Bir sesin duyulmasıyla birlikte o sesin içinde gizli olan ve "selen" adı verilen yardımcı sesler de titreşmeye başlar. Bu noktada, makamların bir yönüyle "keşif" olduğunu söylemek mümkündür. Çünkü doğa, sesin fiziksel yapısı aracılığıyla insan kulağına belirli ipuçları sunar. Örneğin, bir ana ses ile onun sekizlisi veya beşlisi arasındaki uyum, rastgele seçilmiş bir durum değil, ses fiziğinin bir sonucudur. Bu bağlamda, müzik tarihinin en eski dönemlerinden itibaren kuramcılar, bu doğal uyumu fark etmiş ve sistemlerini bu evrensel gerçekler üzerine kurmaya çalışmışlardır. Bir yapıtta kullanılan seslerin ve dizilerin tesadüfi olmadığını belirten yaklaşımlar, bu sürecin doğanın rehberliğinde gerçekleştiğini savunur. "Modal müziğin gelişimi rastgele değildir. Bu gelişme, doğanın yönlendirmesinden etkilenerek, onun sağladığı ipuçlarını izleyerek gerçekleştirilmiştir" (Zeren, 2011, s. 555). Bu bakış açısına göre, insan sadece doğada zaten mevcut olan "uyumu" duymayı öğrenmiş ve onu bir sisteme dönüştürmüştür.
Ancak öte yandan, aynı fiziksel yasalar tüm dünya için geçerli olmasına rağmen, neden her kültürün kendine has bir müzik sistemi geliştirdiğini açıklamak zordur. İşte burada "icat" kavramı devreye girer. Doğa bize hammaddeyi sunar ancak bu hammaddeyi nasıl işleyeceğimiz, hangi ses aralıklarını tercih edeceğimiz tamamen kültürel ve zihinsel bir süreçtir. Müzik dönemleri boyunca kuramcılar, ellerindeki ses malzemesini kendi estetik ve felsefi dünyalarına göre yeniden organize etmişlerdir. Bazı dönemlerde bir sekizli içerisindeki ses sayısı on yedi olarak kabul edilirken, modernizm etkisiyle bu sayı yirmi dörde çıkarılmış, hatta bazen daha da karmaşık sistemler kurgulanmıştır. Bu durum, makamların aslında tamamlanmış yapılar olmadığını, sürekli bir değişim ve dönüşüm içinde olduğunu gösterir. "Makam denen musiki varlığının çağ değiştikçe, zevk değiştikçe değişen, farklılaşan yönleri vardır. Olmuş, bitmiş, kapanık bir yapı değildir makam, açık bir yapıdır" (Aksoy, 2015, s. 14). Dolayısıyla makamlar, birer müze yapıtı gibi sabit değil, her kuşak tarafından yeniden icat edilen yaşayan organizmalar gibidir.
Psikolojik ve kültürel bağlamda değerlendirildiğinde, bir makamın dinleyicide uyandırdığı hüzün veya neşe duygusu da hem keşif hem de icat unsurlarını barındırır. Seslerin belirli bir düzen içinde sıralanması ("seyir") ve bazı perdelerin üzerinde özellikle durulması, zamanla o toplumun kolektif hafızasında belirli duygusal kodlara dönüşür. Bu kodlar başlangıçta bir icat olsa da, nesiller boyu aktarıldıkça o kültürün parçası olan bireyler için doğal birer "keşif" halini alır. Geleneksel aktarım yöntemleri, bu ses organizasyonlarının hem korunmasını hem de bireysel yorumlarla esnetilmesini sağlar. Bir müziksel ifade şekli olarak makam, aslında ezgilerin zihinsel bir süzgeçten geçirilerek somutlaşmış halidir. "Makam kavramı genel bir ifadeyle 'ezgilerin bir ses organizasyonu içinde şekillenmesiyle' meydana gelen müziksel bir ifade şekli olarak tanımlanabilir" (Tohumcu, 2012, s. 38). Bu organizasyon, insanın hem dış dünyadaki ses fiziğini keşfetme hem de kendi iç dünyasındaki karmaşayı düzenleme ihtiyacından doğmuştur.
Modernizm ile birlikte, geçmişin sözlü geleneklerinden gelen bu yapılar daha rasyonel ve "bilimsel" bir temele oturtulmaya çalışılmıştır. Bu süreçte yapılan birçok kuramsal tanımlama ve sistemleştirme çabası, aslında geleneği modern dünyaya uyarlama amacıyla yapılan bilinçli "icatlar"dır. Yapılan her tanım ve getirilen her yeni kural, o dönemin politik ve sosyal ihtiyaçlarına hizmet eder niteliktedir. "Yapılan her hareket, her tanım, pratikten uzak yollara götüren her hata vs. ‘bilerek’ ve ‘isteyerek’ yapılmıştır" (Çolakoğlu Sarı, 2019, s. 251). Bu durum, müziğin sadece estetik bir tercih olmadığını, aynı zamanda toplumsal bir inşa süreci olduğunu bizlere hatırlatır.
Makamlar ne tamamen doğada bulunan birer matematiksel formüldür ne de sadece insan zihninin keyfi bir ürünüdür. Onlar, doğanın sunduğu fiziksel imkanların insan kültürü ve duygusuyla yoğrulduğu bir kesişim noktasında dururlar. Belki de asıl mucize, bu seslerin hem evrensel bir fizik kuralına dayanması hem de her bir insanın parmak uçlarında veya ses tellerinde tamamen "kendine has" bir kimliğe bürünebilmesidir. Keşfedilen malzeme, icat edilen bir mimariyle birleştiğinde ortaya çıkan şey, sadece bir ses dizisi değil, insan deneyiminin en derin ifadesi olan müziktir. Peki, bizler bugün bir yapıtı dinlerken, o dizinin içindeki doğal uyumu mu keşfediyoruz, yoksa yüzyıllar boyu süregelen bir kültürel icadın büyüleyici atmosferine mi kapılıyoruz? Bu sorunun yanıtı, belki de her dinleyicinin kendi iç dünyasında yeniden şekillenmeye devam edecektir.
Kaynakça
Aksoy, B. (2015). Geçmişin Musiki Mirasına Bakışlar. İstanbul: Pan Yayıncılık.
Çolakoğlu Sarı, G. (2019). Türk Makam Müziği Eğitimi'nde Teorik - Pratik Yöntem Arayışları. Uluslararası Müzik ve Bilimler Sempozyumu Bildirileri (17-19 Nisan 2019) içinde (s. 251-260).
Tohumcu, A. (2012). Hicaz Makamı Örneğinde Türkiye'nin Müziklerinde Makam Kavramının 1980 Sonrasında Kültürel Anlamı. KTÜ 1. Uluslararası Müzik Araştırmaları Sempozyumu içinde (s. 38-45).
Zeren, M. A. (2011). Modern Türk Müziği Kuramı. Osmanlı (Cilt 10, s. 555-564). Ankara: Yeni Türkiye Yayınları.
___________________________
Not: Metnin konusu, kaynakları, biçemi... tarafımdan belirlenmiş/kurgulanmış; yapay zeka ile dil ve akış yönünden geliştirilmiştir. Safa Olgun
Doğanın Ortak Akordu: Evrensel İşitme Sistemi ve Ses Dizilerinin Keşfi
Dünyanın birbirinden fersah fersah uzak köşelerinde, birbirinin dilinden habersiz medeniyetlerin nasıl olup da benzer ses dizileri üzer...