Modern müzik kuramlarının ortaya çıkış serüvenine baktığımızda, aslında müziğin temelinde yatan düzenliliğin rastgele olmadığını görürüz. Kuramcılar, çok eski tarihlerden itibaren bu düzeni açıklayabilmek için çeşitli modeller geliştirmişlerdir. Ancak geçmiş dönemlerde bu açıklamalar, çoğu zaman çağın bilgi düzeyine bağlı olarak müzik öğelerini gezegenlerle ya da mitolojik unsurlarla ilişkilendiren varsayımlara dayandırılmıştır. Modern bilim ise bu tür yaklaşımları birer "tarihsel değer" olarak kabul ederken, asıl gerçeğin doğanın sağladığı somut ipuçlarında yattığını savunur. Yapılan analizlere göre, "En doğru ve güvenilir açıklamalar, bilimsel verilere dayanarak oluşturulan ve bilimsel yöntemlerle sürekli olarak adım adım geliştirilen modern kuramlarla sağlanacaktır" (Zeren, 2000, s. 556). Bu bakış açısı, müziği bir hurafe olmaktan çıkarıp onu doğanın bir parçası olarak yeniden konumlandırır.
Bir yapıtın ruhuna dokunmak ile o yapıtın fiziksel iskeletini anlamak aslında birbirine zıt süreçler değildir. Müzik fiziği üzerine yapılan araştırmalar, her bir sesin aslında tek başına saf bir tını olmadığını, birbirinin tam katı frekanslara sahip bir "selen demeti" olduğunu ortaya koymuştur. İşitme sistemimiz, doğanın bu matematiksel teklifini kendi biyolojik kapasitesiyle süzerek algılar. Yani aslında kulaklarımız ve beynimiz, daha hiçbir müzik eğitimi almadan önce bile evrenin temel akorduna göre programlanmıştır. Beşli aralıkların ya da sekizli sistemlerin tüm dünya müziklerinde ortak bir payda olarak karşımıza çıkması, bu biyolojik gerçekliğin bir sonucudur. Bilim burada gizemi yok etmek yerine, o gizemin evrensel ve fiziksel dayanaklarını göstererek müzik deneyimini daha sağlam bir zemine oturtmaktadır.
Müziğin doğrudan ruha hitap eden gücü, bilimsel verilerle açıklandığında bile sarsılmazlığını korumaya devam eder. Klasik kuramcılar, müziğin diğer sanat dallarından farklı olarak zihinsel bir aracıya ihtiyaç duymadan doğrudan duygu merkezlerimize sızdığını belirtmişlerdir. Ses dalgaları havada yol alıp kulağımıza ulaştığında, orada sadece fiziksel bir titreşim bırakmaz; aynı zamanda zihnimizin anlam arayışıyla birleşerek derin bir deneyime dönüşür. Bu durum kuramsal yapıtlarda şu şekilde betimlenmiştir: "Musiki ise ruha, fikri yardıma lüzum görmeksizin, doğrudan doğruya girer; onun biricik dili ruhun anlıyabileceği bir dildir" (Uzdilek, 1944, s. 63). Bu tespit, müziğin teknik yapısının ne kadar iyi bilinirse bilinsin, yarattığı duygusal etkinin "tercüme edilemez" kalmaya devam edeceğini fısıldamaktadır.
Öte yandan, Doğu ve Batı müzik dünyaları arasındaki estetik farklar, bilimin müziğe yaklaşım biçimini de etkilemiştir. Modernizm süreciyle birlikte müzik, özellikle Batı dünyasında notasyon üzerinden somut bir "nesne" haline getirilmeye çalışılmıştır. Oysa birçok geleneksel kültürde müzik, o anda icra edilen ve yaşantılanan canlı bir süreç, bir "esrime" (tarab) halidir. Müziğin sadece bir "şey" gibi ele alınması, onun yaşayan ruhunu kavramayı zorlaştırabilir. Araştırmacılar bu durumu şu sözlerle eleştirir: "Batılı bakış açısından müziği sanki bir nesneymiş, kendi başına anlama sahip bir ‘şey’miş gibi ele almak, dünyadaki birçok müzik kültürüne yabancıdır" (Bohlman, 2002, s. 28). Dolayısıyla müziğin gizemini öldüren şey bilimin kendisi değil, müziği sadece ölçülebilir bir veriden ibaret gören dar bakış açısıdır.
Müziğin yarattığı o yoğun duygu hali olan "esrime", aslında deneyimseldir ve çoğu zaman açık ifadelerle tartışılması güçtür. Modern araştırmacılar, esrimenin nasıl oluştuğunu; modülasyonlar, ritmik yapılar ya da mikrotonal aralıklar üzerinden inceleyebilirler. Ancak bu teknik açıklamalar, dinleyicinin ya da icracının o anda yaşadığı "kendinden geçme" halinin değerini düşürmez. Aksine, müziğin yarattığı etkinin rastlantısal değil, insanın sesle kurduğu organik bir bağın ürünü olduğunu kanıtlar. Kuramsal metinlerde belirtildiği gibi, "Müziğin yarattığı bir duygu olarak esrime, pratik alanı içinde işleme eğilimindedir ve çoğu zaman metaforlar aracılığıyla dile getirilmektedir" (Racy, 2003, s. 6). Bilim bu metaforların arkasındaki mekanizmayı gösterir, ancak o metaforun ruhumuzdaki yansımasını hala bize bırakır.
Sonuç olarak, bilimsel verilerin ışığında gelişen modern müzik kuramları, müziğin gizemini öldürmez; aksine o gizemin dilini daha iyi anlamamızı sağlar. Müziğin matematiksel mükemmelliğini görmek, onun kutsallığına ya da ruhsallığına halel getirmez. Eğer evren ve insan zihni aynı matematiksel kurallarla birbirine bağlıysa, müzik bu bağın en estetik kanıtıdır. Müziği hem teknik bir olgu hem de derin bir insan tecrübesi olarak görebildiğimiz sürece, bilim ve gizem bir yapıtın içindeki iki farklı ama uyumlu nota gibi yankılanmaya devam edecektir. Sizce de müziğin asıl mucizesi, bir frekansın nasıl olup da bir "dua"ya ya da bir "isyan"a dönüşebildiği değil midir?
Kaynakça
Bohlman, P. V. (2002). World Music: A Very Short Introduction. Oxford: Oxford University Press.
Racy, A. J. (2003). Making Music in the Arab World: The Culture and Artistry of Tarab. Cambridge: Cambridge University Press.
Uzdilek, S. M. (1944). İlim ve Musiki. İstanbul: Belediye Konservatuarı Yayınları.
Zeren, M. A. (2000). Modern Türk Müziği Kuramı. In Osmanlı (Cilt 10). Ankara: Yeni Türkiye Yayınları.
__________________________
Not: Metinler, “deneme yazıları”dır. Nesnel yaklaşımlarla oluşturulan metinlerin konusu, kurgusu, başvuru-kaynakları tarafımca belirlenmiş, dil ve akış yönünden yapay-zeka (AI) ile geliştirilmiştir. Safa Olgun
Kaynakça
Bohlman, P. V. (2002). World Music: A Very Short Introduction. Oxford: Oxford University Press.
Racy, A. J. (2003). Making Music in the Arab World: The Culture and Artistry of Tarab. Cambridge: Cambridge University Press.
Uzdilek, S. M. (1944). İlim ve Musiki. İstanbul: Belediye Konservatuarı Yayınları.
Zeren, M. A. (2000). Modern Türk Müziği Kuramı. In Osmanlı (Cilt 10). Ankara: Yeni Türkiye Yayınları.
__________________________
Not: Metinler, “deneme yazıları”dır. Nesnel yaklaşımlarla oluşturulan metinlerin konusu, kurgusu, başvuru-kaynakları tarafımca belirlenmiş, dil ve akış yönünden yapay-zeka (AI) ile geliştirilmiştir. Safa Olgun