İnsanlık tarihi boyunca üretilen her türlü yapıtın arka planında, duyduğumuz seslerin neden belli bir düzen içinde birleştiği sorusu yatar. Kulağımıza gelen bir tınının bizi dinginleştirmesi ya da heyecanlandırması sadece kültürel bir alışkanlık mıdır, yoksa doğanın kendi matematiksel diliyle mi ilgilidir? Müziğin evrensel dili olarak kabul edilen yapı içinde, özellikle "beşli aralık" olarak tanımlanan mesafenin neden diğerlerinden daha ayrıcalıklı bir konumda olduğunu hiç düşündünüz mü? Bu aralık, sadece teknik bir tercih değil, insan algısının ve fiziksel dünyanın birleştiği büyüleyici bir noktayı temsil eder.
Müzik teorisi üzerine kafa yoran klasik dönem kuramcılarından modern dönem araştırmacılarına kadar herkes, bir sesin aslında tek başına saf bir varlık olmadığını belirtir. Doğada duyduğumuz her müzikal ses, aslında "selen demeti" adı verilen ve birbirinin tam katı frekanslara sahip olan bileşik bir yapıdır. Bu karmaşık yapının içinde insan zihni, her sesi eşit ağırlıkta algılamaz. "İnsanın işitme sisteminin, normal günlük sınırları içinde, bu demetteki ilk üç selenden (temel ses, temel sesin sekizlisi ve üst beşlisi) sonrasını, bu selenlerin enerjisi çok az olduğu için algılayamadığıdır" (Zeren, 1995, as cited in Osmanlı Cilt 10, s. 559). Bu durum, beşli aralığın neden müziğin yapı taşı olduğunu açıklar; zihnimiz daha müziği öğrenmeden önce, doğadaki her seste bu beşliyi işitmeye ve onu temel bir veri olarak kaydetmeye programlanmıştır.
Peki, bu işitsel aşinalık yapıtlara nasıl yansır? Ses sistemlerinin tarihsel gelişimine baktığımızda, Doğu ve Batı geleneklerinin aslında çok benzer bir temel üzerine inşa edildiğini görürüz. Klasik müzik teorileri, ses dizilerini oluştururken genellikle bu beşli aralıkları üst üste ekleme yöntemini kullanmıştır. Bunun matematiksel nedeni, aralığın sahip olduğu 3/2 oranının sadeliğinde gizlidir. Bir sesin frekansını bu oranla çarptığımızda ortaya çıkan uyum, zihnimiz tarafından en kararlı ve "doğru" tını olarak algılanır. "Bir sesin frekansını iki ile değil de üçle çarpar veya üçe bölersek, gene uyumlu bir aralık meydana gelir; ayrıca, ilk sesden farklı bir ses elde ederiz. Bu aralık, müzikte, beşli (quinte) aralığı adını alır" (Tura, 1988, s. 124). Bu matematiksel yalınlık, sesler arasındaki akrabalık bağını en güçlü kılan unsurdur.
Beşli aralığın ayrıcalığı sadece matematiksel değil, aynı zamanda estetik bir tamamlanmışlık duygusuyla da ilişkilidir. Sesler arasındaki uyumun derecesi, paylaştıkları ortak bileşenlerin sayısıyla ölçülür. Bir aralık ne kadar çok ortak "armonik" ya da "doğuşkan" barındırıyorsa, kulak o iki sesi o kadar birbiriyle kaynaşmış hisseder. "Sekizliden sonra, uyumda ikinci sırayı alan beşli aralığının (3/2) ilk on iki armonik'i incelendiğinde, bunların dördünün müşterek olduğu görülmektedir" (Tura, 1988, s. 152). Bu ortaklık, dinleyiciye güven veren bir zemin sunar. Bu yüzden pek çok müzik döneminde diziler ve melodiler, bu aralığın sarsılmaz dengesi üzerine kurulmuştur. Bu denge, müziğin karmaşık yapısını insanın duyusal dünyasına anlamlı bir biçimde tercüme eden görünmez bir köprü gibidir.
Tarihsel süreçte sistemlerin "açık" veya "kapalı" oluşu da bu beşli aralığın nasıl işlendiğiyle ilgilidir. Klasik kuramcılar, beşlileri üst üste koyarak ilerlediklerinde, başladıkları noktaya asla tam olarak dönemeyeceklerini keşfetmişlerdir. Ancak on üçüncü adımda elde edilen ses, başlangıç sesine o kadar yakındır ki, aradaki çok küçük matematiksel farkı göz ardı etmek ya da sistemin içine dağıtmak mümkün hale gelir. Bu küçük farka "koma" denir ve sistemlerin bu farkı nasıl yönettiği, müzik dönemlerinin üslubunu belirlemiştir. Bu arayış, aslında evrensel bir düzenin parçası olma isteğidir. Beşli aralıklar üzerinden dizi oluşturmak, sesler arasındaki kaosu bir düzene sokma ve zihnin en kolay kabul edeceği tınılara ulaşma çabasıdır. "Klasik müzik geleneklerindeki aralıklar da gelişigüzel seçilmiş şeyler olmayıp aralarında yakın münasebetler vardır; bu aralıkların 3/2 sınıflarına girdiklerini görürüz" (Uzdilek, 1944, s. 22).
Psikolojik açıdan bakıldığında, beşli aralık bir yapıtın içindeki "karar" ve "yerleşiklik" duygusunun en güçlü kaynağıdır. Melodinin akışı sırasında duyulan bir beşli, dinleyiciye bir varış noktasına ulaşıldığı veya sistemin güvenli sınırları içinde olunduğu mesajını verir. Bu durum, insan algısının karmaşıklıktan kaçıp en az enerjiyle en yüksek düzeni bulma eğilimiyle örtüşür. Sonuç olarak, beşli aralığın ayrıcalığı hem fiziğin sarsılmaz yasalarında hem de insan zihninin doğuştan getirdiği işleme kapasitesinde yatar. Müziği sadece teknik bir olgu olarak değil, insanın doğayla kurduğu en eski iletişim biçimi olarak düşündüğümüzde, bu aralığın neden tüm sistemlerin omurgasını oluşturduğunu daha iyi anlarız. Beşli aralık, belki de evrenin kendi içinde fısıldadığı o büyük armoninin, bizim kulaklarımızla işitebildiğimiz en net yansımasıdır.
Kaynakça
Tura, Y. (1988). Türk Musikisinin Meseleleri. İstanbul: Pan Yayıncılık.
Uzdilek, S. M. (1944). İlim ve Musiki. İstanbul: Belediye Konservatuarı Yayınları.
Zeren, M. A. (2000). Modern Türk Müziği Kuramı. In Osmanlı (Cilt 10). Ankara: Yeni Türkiye Yayınları.
Zeren, M. A. (1995). Müzik Fiziği. İstanbul: Pan Yayıncılık.
_____________________
Not: Metnin konusu, kaynakları, biçemi... tarafımdan belirlenmiş/kurgulanmış; yapay zeka ile dil ve akış yönünden geliştirilmiştir. Safa Olgun