Müziğin ham maddesi olan ses, doğada insan henüz var olmadan önce de mevcut olan fiziksel bir olgudur. Bir cismin titreşmesiyle oluşan sesler, beraberinde "selen" adı verilen yardımcı sesleri de barındırır. İşitme sistemi, bu doğal yapı içindeki belirli aralıkları (sekizli ve beşli gibi) diğerlerinden daha belirgin bir şekilde algılama eğilimindedir. Bu bağlamda, makamların bir yönüyle doğal bir zorunluluktan beslendiği söylenebilir. Doğa, belirli frekans oranları aracılığıyla insanın önüne hazır bir harita koymuştur. Birçok farklı müzik dönemi boyunca, birbirlerinden tamamen habersiz toplumların benzer ses aralıklarını kullanmış olması, bu evrensel fiziksel etkilerin bir kanıtı olarak görülebilir. Bu perspektiften bakıldığında, "Modal müziğin gelişimi rastgele değildir. Bu gelişme, doğanın yönlendirmesinden etkilenerek, onun sağladığı ipuçlarını izleyerek gerçekleştirilmiştir" (Zeren, 2011, s. 555).
Ancak doğanın sunduğu bu malzeme, tek başına bir sanat yapıtı oluşturmaya yetmez. Ses fiziği ne kadar evrensel olursa olsun, bu seslerin nasıl bir yapı içinde organize edileceği tamamen toplumsal ve zihinsel bir tercihtir. İşte bu noktada estetik tercih kavramı devreye girer. Doğu ve Batı müzik gelenekleri arasındaki temel farklar, doğadaki aynı ham maddenin farklı kültürel süzgeçlerden geçirilerek bambaşka sistemlere dönüştürülmesinden doğmuştur. Bazı müzik dönemlerinde bu yapılar daha rasyonel ve kuralcı bir kimliğe bürünürken, bazı dönemlerde ise daha esnek ve değişken bir karakter sergilemişlerdir. Bu durum, makamların donmuş yapılar olmadığını, aksine sürekli bir devinim içinde olduğunu gösterir. Bu bağlamda, "Makam denen musiki varlığının çağ değiştikçe, zevk değiştikçe değişen, farklılaşan yönleri vardır. Olmuş, bitmiş, kapanık bir yapı değildir makam, açık bir yapıdır" (Aksoy, 2015, s. 14).
Psikolojik açıdan değerlendirildiğinde, bir ses dizisinin birey üzerinde uyandırdığı etki de hem biyolojik bir tabana hem de kültürel bir öğrenilmişliğe dayanır. Bir melodi duyulduğunda, beyin bu sesleri daha önceki deneyimlerine ve içinde bulunduğu toplumun kodlarına göre sınıflandırır. Bu organizasyon, insanın hem dış dünyadaki karmaşayı düzenleme hem de kendi iç dünyasındaki duyguları somutlaştırma ihtiyacından kaynaklanır. Makam, aslında bu ihtiyacın bir sonucudur. Bir kuramsal yaklaşım olarak makam, "Makam kavramı genel bir ifadeyle ‘ezgilerin bir ses organizasyonu içinde şekillenmesiyle’ meydana gelen müziksel bir ifade şekli olarak tanımlanabilir" (Tohumcu, 2012, s. 38). Bu anlatım biçimi, insanın fiziksel olanı estetik olana dönüştürme becerisinin bir yansımasıdır.
Tarihsel süreçte, özellikle Modernizm etkisiyle, geçmişin sözlü aktarıma dayalı sistemleri daha rasyonel temellere oturtulmaya çalışılmıştır. Bu süreçte yapılan birçok teorik tanımlama, aslında yaşayan geleneği modern dünyanın ihtiyaçlarına göre yeniden icat etme çabasıdır. Yapılan her kural değişikliği veya getirilen her yeni notasyon sistemi, o dönemdeki toplumsal yapıların müziğe müdahalesini temsil eder. Bu durum, müziğin sadece doğal bir titreşim değil, aynı zamanda toplumun kendini ifade etme biçimi olduğunu kanıtlar. Adorno’nun da belirttiği gibi, müzik toplumsal yapıları yansıtan pasif bir ürün değil, bu yapıları dönüştürme potansiyeline sahip bir idrak biçimidir (Demirdirek, 2022). Bu perspektife göre, "Müzik toplumsal yapıları yansıtan pasif bir ürün değil, bu yapıları dönüştürme potansiyeline sahip bir idrak biçimidir" (Demirdirek, 2022, s. 401).
İnsan deneyimi, sesi işleme ve onu istenilen biçimde üretme kapasitesiyle doğayı dönüştürür. Bu dönüşüm sürecinde, insanın biyolojik sınırları ile yaratıcı zihninin sonsuz imkanları bir araya gelir. Dolayısıyla bir yapıtın içindeki makamsal yapı, hem kulağın doğadaki fiziksel uyumu fark etmesinin bir sonucudur hem de o anki müzik döneminin estetik değerlerinin bir tezahürüdür. Fiziksel yasaların sağladığı iskelet üzerine inşa edilen bu mimari, her bir icracının ve dinleyicinin algısında yeniden şekillenir. Seslerin havada asılı kalan titreşimleri, ancak bir zihin tarafından "makam" olarak kodlandığında bir anlam kazanır.
Sonuç olarak makamların ortaya çıkışı, ne tamamen doğanın dayattığı bir matematiksel mecburiyettir ne de doğadan kopuk rastgele bir estetik oyunudur. Onlar, fiziksel yasaların sunduğu sağlam iskelet üzerine inşa edilmiş kültürel mimari eserler gibidir. Doğanın sunduğu selenler müziğin gramerini oluştururken, insan kültürü bu grameri kullanarak kendine has bir dil yaratmıştır. Belki de asıl zenginlik, bu iki kutbun çatışmasında değil, birbirini tamamlamasındadır. Sizce, bugün bir yapıtı dinlerken hissettiğimiz o derin ahenk, evrenin sessiz müziğini keşfettiğimiz için mi yoksa asırlar boyu ilmek ilmek işlenen bir estetik tercihin içine konuk olduğumuz için mi doğmaktadır? Bu sorunun yanıtı, müzik tarihinin tozlu sayfalarında değil, her yeni notanın insan ruhunda bıraktığı o açık uçlu izlerde saklı kalmaya devam edecektir.
Kaynakça
Aksoy, B. (2015). Osmanlı-Türk Musikisi Tarihinin Yazılması/Yazılamaması Üzerine Ön Notlar 2. Müzik Dergisi. Erişim adresi: http://www.musikidergisi.com/yazar-106-osmanliturk_musikisi__tarihinin_yazilmasiyazilamamasi_ustune_on_notlar_2.html
Demirdirek, S. B. (2022). Tarihsel Seyir İçerisinde Klasik Türk Müziği İsimlendirmeleri Üzerine Bir İnceleme. idil, 11(91), 401–409. doi: 10.7816/idil-11-91-08
Tohumcu, A. (2012). Hicaz Makamı Örneğinde Türkiye'nin Müziklerinde Makam Kavramının 1980 Sonrasında Kültürel Anlamı. KTÜ 1. Uluslararası Müzik Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri içinde (s. 38-45). Trabzon.
Zeren, M. A. (2011). Modern Türk Müziği Kuramı. Osmanlı (Cilt 10, s. 555-564). Ankara: Yeni Türkiye Yayınları.
___________________________
Not: Metnin konusu, kaynakları, biçemi... tarafımdan belirlenmiş/kurgulanmış; yapay zeka ile dil ve akış yönünden geliştirilmiştir. Safa Olgun
Not: Metnin konusu, kaynakları, biçemi... tarafımdan belirlenmiş/kurgulanmış; yapay zeka ile dil ve akış yönünden geliştirilmiştir. Safa Olgun