Müziğin temel malzemesi olan ses, fiziksel bir titreşimdir ve doğada "selen" adı verilen yardımcı seslerle birlikte bir bütün olarak bulunur. Bir ana ses duyulduğunda, o sesin içinde gizli olan ve belli bir matematiksel oranla titreşen tali sesler de devreye girer. İşte beşli aralığın ayrıcalığı tam da bu noktada, sesin kendi kimliğinde gizlidir. Fiziksel verilere göre, bir ses demetinin içinde yer alan ve en belirgin olan ilk üç bileşen; temel ses, onun sekizlisi ve üst beşlisidir. Dolayısıyla doğa, henüz insan ona müdahale etmeden önce bu aralığı sesin içine bir tohum gibi ekmiştir. Bu durumun kuramsal karşılığını şu şekilde ifade etmek mümkündür: "İnsanın işitme sisteminin, normal günlük sınırlar içinde, bu demetteki ilk üç selenden (temel ses, temel sesin sekizlisi ve üst beşlisi) sonrasını, bu selenlerin enerjisi çok az olduğu için algılayamadığıdır" (Zeren, M. A., Modern Türk Müziği Kuramı, s. 558). Bu bilimsel gerçeklik, beşli aralığın neden kulağımıza en "uyumlu" ve "doğal" gelen seslerden biri olduğunu açıklar; çünkü işitme sistemimiz bu aralığı algılamaya biyolojik olarak programlanmıştır.
Tarihsel süreçte, Klasik Müzik kuramlarından en yalın folk müzik yapılarına kadar pek çok sistemin beşli aralıklar üzerinden inşa edildiği görülür. Beşli aralık, sadece bir tını olarak kalmamış, aynı zamanda yeni seslerin ve dizilerin türetilmesinde bir "cetvel" görevi görmüştür. Bir ana sesten hareketle beşli aralıklar ekleyerek ilerlemek, on iki sesli veya daha karmaşık yirmi dört sesli sistemlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu ilerleme süreci tesadüfi bir tercihin sonucu değildir. Aksine, doğanın insana sunduğu bir yol haritasıdır. Bir yapıtın içindeki modal gelişimin doğayla olan ilişkisini vurgulayan bir bakış açısına göre: "Modal müziğin gelişimi rastgele değildir. Bu gelişme, doğanın yönlendirmesinden etkilenerek, onun sağladığı ipuçlarını izleyerek gerçekleştirilmiştir" (Zeren, M. A., Modern Türk Müziği Kuramı, s. 555).
Peki, beşli aralığın bu fiziksel gücü her zaman aynı estetik tepkiyi mi doğurur? Doğu ve Batı müzik gelenekleri arasındaki en temel farklardan biri, doğanın sunduğu bu ayrıcalıklı aralığın nasıl işlendiğiyle ilgilidir. Modernizm gibi dönemlerde ses sistemleri daha rasyonel ve standart hale getirilmeye çalışılırken, beşli aralık bu sistemlerin "karar" ve "çeken" noktalarını belirleyen temel dayanak noktası olmuştur. Ancak beşli aralık sadece fiziksel bir "tam uyum" hali değildir; o aynı zamanda zihnimizde bir "beklenti" ve "çözülme" duygusu yaratır. Kulağımız sekizliden sonra en kolay anımsayabileceği beşliyi duyduğunda, zihnimiz o yapıtın içindeki düzeni daha hızlı kavrar. Bu durum, müziği sadece bir ürün değil, toplumsal ve zihinsel bir inşa süreci olarak görmemize yol açar. "Müzik toplumsal yapıları yansıtan pasif bir ürün değil, bu yapıları dönüştürme potansiyeline sahip bir idrak biçimidir" (Demirdirek, S. B., Tarihsel Seyir İçerisinde Klasik Türk Müziği İsimlendirmeleri Üzerine Bir İnceleme, s. 401).
Estetik açıdan bakıldığında, beşli aralık hem bir denge hem de bir boşluk hissi uyandırabilir. Bazı müzik dönemlerinde bu aralık sonsuzluğun ve ruhani derinliğin bir sembolü olarak kullanılırken, bazı dönemlerde ise yapıtın iskeletini tutan betonarme bir taşıyıcıya dönüşmüştür. İşitme duyumuzun doğadaki titreşimlerin yalnızca kısıtlı bir bölümünü algılayabildiği düşünüldüğünde, bu kısıtlı alan içindeki en güçlü frekanslardan birinin beşli olması manidardır. Bu sınırlılık, aslında estetik deneyimimizin de sınırlarını belirler: "Yalnızca sınırlı bir bölümünü sesler ve gürültüler halinde kavrayabildiğimiz titreşimler, doğanın en belirgin kanıtıdır" (Selanik, C., Müzik Sanatının Tarihsel Serüveni, s. 75).
Sonuç olarak beşli aralığın ayrıcalığı, ne tek başına fiziğin soğuk rakamlarında ne de tek başına insanın kültürel kurgularında saklıdır. Bu ayrıcalık, doğanın sunduğu yüksek enerjili "selenler" ile insan zihninin bu enerjiyi anlamlı bir estetik dile dönüştürme becerisinin birleşmesinden doğar. Beşli aralık, evrensel bir "idrak biçimi" olarak müziğin hem Doğu hem de Batı kanadında, hem de halk müzikleri ile popüler müziklerin derinliklerinde sessizce ama kudretle var olmaya devam etmektedir. Bizler bugün bir yapıtı dinlerken bir beşli aralık duyduğumuzda, aslında milyonlarca yıl önce doğanın bize fısıldadığı o temel fizik kuralının, insan eliyle şekillenmiş bir hikâyesine konuk oluyoruz. Belki de asıl mucize, bu matematiksel oranın her çağda ve her kültürde insanın ruhuna dokunan farklı bir "yapıt" haline gelebilmesidir. Sizce de seslerin bu değişmez düzeni, evrenle kurduğumuz en samimi diyaloğun anahtarı değil midir?
Kaynakça
Demirdirek, S. B. (2022). Tarihsel Seyir İçerisinde Klasik Türk Müziği İsimlendirmeleri Üzerine Bir İnceleme. idil, 11(91), 401–409. doi: 10.7816/idil-11-91-08
Selanik, C. (1996). Müzik Sanatının Tarihsel Serüveni. Ankara: Doruk Yayımcılık.
Zeren, M. A. (1995). Müzik Fiziği. İstanbul: Pan Yayıncılık.
Zeren, M. A. (2011). Modern Türk Müziği Kuramı. Osmanlı (Cilt 10, s. 555-564). Ankara: Yeni Türkiye Yayınları.
___________________________
Not: Metnin konusu, kaynakları, biçemi... tarafımdan belirlenmiş/kurgulanmış; yapay zeka ile dil ve akış yönünden geliştirilmiştir. Safa Olgun