Geleneksel müzik dünyasında meşk, basit bir ezberleme tekniğinin çok ötesinde, müziğin ontolojik varlığıyla doğrudan ilgili bir tercihtir. Bu sistemde yapıtlar, yazıya dökülmüş cansız nesneler değil, icra edildikleri anda var olan akışkan süreçlerdir. Kuramsal yapıtlarda ifade edildiği üzere, bu yöntem aslında yazının bilinçli olarak dışlandığı bir estetik evrenin doğal sonucudur. "Meşk, yapıtın yazılmadığı, notaya alınmadığı ve yazılı kâğıttan öğrenilip icra edilmediği bir müzik dünyasının eğitim yöntemidir" (Behar, 2014, s. 16). Dolayısıyla, müziğin kâğıda dökülmemesi bir teknik eksiklik değil, aksine yapıtın canlılığını ve icradaki o anlık tazeliğini koruma çabasıdır. Zihin, kâğıt üzerindeki sabit verilere güvenmek yerine, sesi bizzat duyarak ve taklit ederek onu kendi belleğinin sarsılmaz bir parçası haline getirir. Bu süreçte hoca, sadece bir bilgi kaynağı değil, aynı zamanda yapıtın "doğru" duyumunun yaşayan ölçütüdür.
Hocaya duyulan bu mutlak bağlılık bir "dogma" yaratarak yeni ve özgün yapıtlara giden yolu kapatır mı? Bu soruyu cevaplamak için "tavır" ve "üslup" kavramlarına yakından bakmak gerekir. Bir notasyon sistemi ne kadar gelişmiş olursa olsun, bir icracının sese kattığı mikrotonal incelikleri, ritmik esnemeleri ve o anlık ifade gücünü tam olarak kâğıda dökemez. Hafıza ve yeteneğin üzerine inşa edilen bu geleneksel sistem, ince ayrıntıların usta tarafından çırağa doğrudan aktarılmasını sağlar. Kaynaklarda bu durumun sağladığı üstünlük şu şekilde vurgulanır: "Meşk sisteminin en büyük avantajı mümkün olduğunca duyguların ve tavrın yansıtılıyor olmasıdır" (Öncel, 2015, s. 221). İşte bu "tavır", aslında özgünlüğün mayasıdır. Öğrenci, hocasını taklit ederek başladığı yolculukta, o sesin iliklerine kadar nasıl işlendiğini öğrenir. Özgünlük, bu derin içselleştirme aşamasından sonra, o kadim mirası kendi ruhuyla yeniden yorumlamasıyla başlar. Dolayısıyla bağlılık, bir engel değil, aksine ustalık için geçilmesi gereken zorunlu bir "hizmet" dönemidir.
Modernizm ve rasyonalizasyon süreçleriyle birlikte Batı merkezli müzik dünyası, sesi ölçülebilir ve hesaplanabilir bir veri haline getirmek için yazıyı merkezi bir otorite konumuna yerleştirmiştir. Bu durum müziği evrensel bir anlaşılırlığa kavuşturmuş olsa da, onu yaşayan bir deneyimden ziyade bir "sanat nesnesi" olarak kurgulamıştır. Modern sosyolojinin de işaret ettiği gibi, bu dönüşüm müziği laboratuvar hassasiyetinde bir kesinliğe hapsetmiştir. "Batı müziğinin rasyonalleşmesinde ve modernleşmesindeki en önemli etkeni tampereman sisteme geçiş olarak görür; böylelikle ilerleme kaydedebilecek Batı müziğinin tüm unsurları 'ölçülebilir ve hesaplanabilir bir kesinlik içinde tarif edilmek üzere' disipline edilebilir olmuştur" (Weber, 1958, as cited in Ayas, 2019, s. 136). Oysa meşk sistemi, sesi bu matematiksel kafese kilitlemek yerine, her icrada yeniden doğan bir "oluş" hali olarak tutar. Bu akışkanlık, besteciye aslında dondurulmuş bir notadan çok daha geniş bir hareket alanı sağlar; çünkü gelenek statik bir kural yığını değil, sürekli devinen bir nehir gibidir.
Psikolojik bir düzlemden bakıldığında, yüzyıllar öncesinden gelen bir yapıtın bugün kâğıt üzerinden "aslına uygun" icra edildiğini iddia etmek, müziğin akışkan doğası gereği oldukça tartışmalıdır. Yazı, yapıtı dondururken; geleneksel bağ onu hafızalarda yaşatarak her kuşakta yeniden yeşertir. Araştırmacıların belirttiği üzere, notanın otoritesi üzerinden kurulan mutlakiyetçi yaklaşımlar gerçekliği tam olarak yansıtmayabilir: "Üç ya da dört asır önce bestelenmiş, çeşitli meşk silsilelerinden geçmiş ve ancak on dokuzuncu yüzyıl sonlarıyla yirminci yüzyıl başlarında notaya alınıp kağıda dökülebilmiş bir yapıtın ‘aslına uygun’ olduğu iddiasının tamamen anlamsız olduğu da apaçık ortadadır" (Behar, 2019, s. 118, as cited in Özdemir, 2019, s. 2131). Bu tespit, geleneksel aktarımın aslında bir dogma yaratmak bir yana, her icracıya ve besteciye yapıtı kendi zamanının ruhuyla yeniden var etme hakkı tanıdığını kanıtlar. Bağlılık, o ilk saflığı koruma çabasıdır, ancak bu çaba içerisinde bile her besteci kendi özgün "nefesini" o büyük silsileye eklemeye devam eder.
Geleneksel eğitim sistemindeki hocaya mutlak bağlılık, özgünlüğü engelleyen bir hapishane değil; aksine seslerin arasındaki o gizli anlamı keşfetmek için kullanılan bir anahtardır. Hoca, öğrencinin zihnini kapatmaz, aksine onun "iç işitme" sistemini terbiye ederek daha yüksek bir estetik seviyeye ulaşmasını sağlar. Bir yapıtın gerçek gücü, onun kâğıt üzerindeki kesin çizgilerinde mi saklıdır, yoksa usta ile çırak arasındaki o görünmez ve yazıya dökülemez köprüde mi? Belki de asıl yaratıcılık, bin yıllık bir tınıyı sanki ilk kez duyuluyormuş gibi büyük bir tazelikle ve kendi üslubuyla söyleyebilmekte gizlidir. Sizce de gerçek bir besteci, geçmişin seslerini birer pranga olarak değil, geleceğe doğru gerilmiş birer yay olarak kullandığında özgürleşmez mi? Bu sessiz ama derinden akan miras, musikinin sadece bir sanat değil, insanın varoluşsal bir direnci olduğunu hatırlatmaya devam edecektir.
Kaynakça
Ayas, G. O. (2019). Müzik Sosyolojisi: Kavramsal Bir Bakış. İstanbul: İthaki Yayınları.
Behar, C. (2014). Aşk Olmayınca Meşk Olmaz: Geleneksel Osmanlı/Türk Müziğinde Öğretim ve İntikal. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
Behar, C. (2019). Aşk Olmayınca Meşk Olmaz: Geleneksel Osmanlı/Türk Müziğinde Öğretim ve İntikal. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları. (Özdemir, 2019 çalışmasında yer alan atıf için kullanılmıştır).
Öncel, M. (2015). Türk Musikisindeki Notasyonun Tarihsel Seyri. Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 19(2), 207-222.
Özdemir, U. (2019). Notanın otoritesi, otoritenin notası: Türkiye’de nota-merkezli resmî halk müziğinin yapısökümü. Korkut Ata Türkiyat Araştırmaları Dergisi, (1), 2122-2148.
__________________________
Not: Metinler, “deneme yazıları”dır. Nesnel yaklaşımlarla oluşturulan metinlerin konusu, kurgusu, başvuru-kaynakları tarafımca belirlenmiş, dil ve akış yönünden yapay-zeka (AI) ile geliştirilmiştir. Safa Olgun
__________________________
Not: Metinler, “deneme yazıları”dır. Nesnel yaklaşımlarla oluşturulan metinlerin konusu, kurgusu, başvuru-kaynakları tarafımca belirlenmiş, dil ve akış yönünden yapay-zeka (AI) ile geliştirilmiştir. Safa Olgun