Sessizlik, tarihin ve bilimin henüz isimlendiremediği o mutlak başlangıç noktasında, acaba sadece bir yokluk muydu yoksa henüz çalınmamış bir notanın vaadi mi?
İnsanoğlu, dünyayı seyretmekten vazgeçip onu duymaya başladığı o arkaik eşikte, eline ilk kemik flütü aldığında ya da boğazından ilk ritmik sesi çıkardığında aslında neyi arıyordu?
"Sessizlikte ilk notayı kim çaldı?" sorusu, bizi kronometrik tarihin çok ötesine, biyolojik ve felsefi köklerimize götüren bir bilmecedir. Bu sorunun cevabı, belirli bir isimde ya da coğrafyada değil; "müzikal duygunun bizim tür hafızamız olduğu" gerçeğinde gizlidir (Spitzer, The Musical Human: A History of Life on Earth, 341). İlk nota, aslında birinin sessizliği bozma eylemi değil, insanın kendi zamanıyla ve doğayla girdiği o kaçınılmaz diyalektik yüzleşmenin ilk meyvesidir (Attali, Bruit: essai sur l'économie politique de la musique, 9).
Müziğin kökenlerini ararken, karşımıza kelimelerin rasyonel soğukluğundan önce gelen bir iletişim biçimi çıkar.
Modern müzik dönemlerinden çok önce, arkaik insan türleri duygularını, niyetlerini ve toplumsal bağlarını henüz dilden ayrışmamış bütünsel ses dizileriyle ifade ediyordu.
Bu evre, müzikaliteyle iç içe geçmiş bir "Hmmmmm" iletişimini temsil eder; burada ses, bir nesneyi işaret etmekten ziyade bir "oluş" biçimini simgeler. Kuramsal olarak ifade edildiği üzere, "Müzik, bir şey söyleme sorumluluğundan kurtulduktan sonra en iyi yaptığı işte uzmanlaştı; bu, dilin üstlendiği bir yüktü" (Spitzer, The Musical Human: A History of Life on Earth, 360). Dolayısıyla sessizlikteki o ilk nota, aslında sözün yetmediği yerde başlayan bir hakikat beyanıdır. Peki, sessizliğin ortasında yükselen o ilk tını, sadece fiziksel bir uyaran mıdır yoksa zihnimizin dünyayı düzenleme biçimi olan bir illüzyon mu?
"Müzikal insanın asli günahı, hayvan müziğinden uzaklaşmaktır" (Spitzer, The Musical Human: A History of Life on Earth, 338). Bu uzaklaşma, bizi doğanın o kendiliğinden gelişen ritminden koparıp müziği rasyonel bir laboratuvara hapsetmemize neden olmuştur. Ancak tür hafızamızın derinliklerinde, hala o ilk ritmin yankılarını taşırız. İnsanın iki ayak üzerinde yürümeye başlaması, sadece fiziksel bir gelişim değil, aynı zamanda bedensel bir ritmin keşfidir. Yürüyüşün adımları, kalbin atışı ve nefesin düzeni, müziğin kağıda dökülmeden önceki ilk notasyonudur. Bazı kuramcıların belirttiği gibi, "Ritim başlangıçta müzik dışıdır; o, yavaş yavaş gelişen psikofizyolojik bir dürtü olarak insandan fışkırır; yürüme veya koşma gibi sürekli hareketleri eşitleme dürtüsüdür" (Sachs, The Wellsprings of Music, 112). Bu açıdan bakıldığında, ilk nota aslında hareket halindeki bedenin sessizliğe verdiği ilk ritmik cevaptır.
Doğu ve Batı gelenekleri arasındaki ontolojik ayrım, sessizliğin ve o "ilk notanın" yorumlanışında iyice belirginleşir. Batı müzik dönemleri boyunca rasyonelleşme süreci, sessizliği sesin bitişi ya da bir yokluk olarak kurgulamış; müziği ise hapsedilebilir, mülkiyet altına alınabilir bir "eser" (work) haline getirmiştir. Buna karşılık, bazı Doğu geleneklerinde sessizlik, sesin içinde yüzdüğü kutsal bir "varoluş" olarak kabul edilir. "Doğu anlayışında ses, dinleyiciyi zamanın akışına teslim ederek onu sonsuz değişimle birleştirir" (Orlov, The Tree of Music: Investigations into the Evolution of Music, 243). Sessizlikteki o ilk nota, Doğu düşüncesinde "duyulamayan müziğin tefekkürü"dür (Orlov, The Tree of Music: Investigations into the Evolution of Music, 295). Sizce de sessizliği bir düşman gibi yenmek mi gerekir, yoksa onu müziğin en saf hali olarak kucaklamak mı?
Modernizm ve ardından gelen postmodernizm süreçleri, müziği katılımcı bir ritüelden pasif bir "kitle müziği" tüketimine dönüştürmüştür. Bugün kitle müziği her an her yerde bir fon gürültüsü olarak sunulurken, sessizliğin ve o ilk notanın saflığını yitirmiş durumdayız. "Müzik kehanettir; tarzları ve ekonomik örgütlenmesi toplumun geri kalanının önündedir" (Attali, Bruit: essai sur l'économie politique de la musique, 13). Günümüzde müzik, artık gürültü ile sessizlik arasında bir yerlerde, toplumsal bir düzenleme aracı ya da bir "benlik teknolojisi" olarak karşımıza çıkıyor (Spitzer, The Musical Human: A History of Life on Earth, 431). Bu teknolojik kuşatma altında, kendi içsel sessizliğimizi dinleme yetimizi mi kaybediyoruz? İlk notayı çalan o arkaik el, bugün dijital algoritmaların soğuk vuruşlarında mı kayboldu?
Psikolojik ve biyolojik düzlemde müzik, bizi "sanal bir zaman" içine hapseder. "Sanal zaman müziğin birincil illüzyonudur" ve bu illüzyon bizi kronometrik zamanın baskısından kurtarıp ruhun kendi iç ritmine taşır (Orlov, The Tree of Music: Investigations into the Evolution of Music, 393). Sessizlikteki o ilk nota, kronometrik zamanın üzerine çekilen bir çiziktir. O andan itibaren zaman artık saatlerle değil, ritimlerle ölçülür hale gelir. "Müzikal ses yalnızca fiziksel dünyada var olmaz; aynı zamanda insan fizyolojisi ve psikolojisini de kapsar" (Kragness vd., Boundaries of Science and Art in Music, 61). Bu nedenle o ilk nota, sadece birinin değil, hepimizin ortak biyolojik mirasıdır; o nota hala her birimizin beynindeki ödül merkezlerinde, türümüzün milyonlarca yıllık serüveninde yankılanmaya devam etmektedir.
Sonuç olarak, "deneyimin dışında müzik yoktur" (Orlov, The Tree of Music: Investigations into the Evolution of Music, 257) ve bu deneyim sessizlikle başlar.
Sessizlikte o ilk notayı kimin çaldığı sorusu, aslında müziğin ne olduğu sorusuyla eşdeğerdir.
Müzik, ne sadece seslerin düzeni ne de algının bir yanılsamasıdır; o, insanın kendi varoluşunu zamana ve mekâna nakşetme çabasının en zarif meyvesidir.
Belki de o ilk notayı çalan, evrenin o anlamsız gürültüsünü kendi "tür hafızası" ile birleştirip ona bir ruh üfleyen ilk "müzikal insan"dı.
Sizce de hayatın bitmek bilmeyen gürültüsü sustuğunda, geriye kalan o tek ve saf sessizlik, aslında milyonlarca yıldır içimizde yankılanan o arkaik "Hmmmmm" şarkısının bir devamı değil midir?
Gerçek müzik, sessizleştiğimiz o anda, bedenimizin sessizliğe verdiği o en dürüst ve evrimsel cevapta gizli kalmaya devam edecektir.
--------------------------------------------------------------------------------
Kaynakça
Attali, J. (1977). Bruit: essai sur l'économie politique de la musique. Paris: Presses Universitaires de France.
Bohlman, P. (2000). Ontologies of Music. In N. Cook & M. Everist (Eds.), Rethinking Music. Oxford: Oxford University Press.
Kragness, H. E., Hannon, E. E., & Cirelli, L. K. (Eds.). (2022). Boundaries of Science and Art in Music. Massachusetts: MIT Press.
Lissa, Z. (1970). Estetyka muzyki filmowej. Moscow: Publishing Music.
Orlov, G. (1982). The Tree of Music: Investigations into the Evolution of Music. Washington: Alexander Orlov Archive.
Sachs, C. (1962). The Wellsprings of Music. The Hague: Martinus Nijhoff.
Spitzer, M. (2021). The Musical Human: A History of Life on Earth. London: Bloomsbury Publishing.
___________________________
müzik5n1k & ai
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder