İnsan ruhu, seslerin karmaşasında neden tek bir otoritenin izini sürer?
Yüzlerce yetenekli müzisyen bir araya geldiğinde, havada sessizce kavisler çizen o minik asanın, yani batonun büyüsü nereden gelir?
Şef, elindeki o tahta parçasıyla aslında neyi yönetmektedir; havayı mı, sesleri mi, yoksa doğrudan insan bilincini mi?
Klasik müzik dünyasının en gizemli figürlerinden biri olan "interpretative conductor" (yorumcu şef) kavramı üzerine düşünmek, aslında modernitenin otoriteyle, düzenle ve kaosla olan mücadelesini anlamaktır. Müziğin teknik bir olgudan öte, insan deneyiminin en derin katmanlarına dokunan bir frekans bütünlüğü olduğu gerçeği, şefin sessiz diliyle daha da somutlaşır.
Müzik tarihinde bir yolculuğa çıktığımızda, bugün orkestranın önünde bir tanrı edasıyla duran şef figürünün aslında "tarihsel bir anakronizm" olduğunu fark ederiz (Lawson & Stowell, The Historical Performance of Music, s. 95). Klasik müzik dönemlerinin erken evrelerinde, orkestralar genellikle lider bir kemancı (başkemancı) veya klavye çalan bir müzisyen tarafından yönetiliyordu (Lawson & Stowell, The Historical Performance of Music, s. 95).
Peki, o dönemlerde "şefin asası" yokken orkestra nasıl ayakta kalıyordu? Belki de o zamanlar müzik, dışarıdan dayatılan bir otoriteden ziyade, icracıların kendi içlerindeki ritmik nabızla, karşılıklı bir etkileşimle şekilleniyordu. Ancak on dokuzuncu yüzyıla gelindiğinde, müziğin karmaşıklığı arttıkça ve salonlar devasa boyutlara ulaştıkça, "interpretative maestro" (yorumcu maestro) ihtiyacı doğdu ve baton mutlak hakimiyetini ilan etti (Lawson & Stowell, The Historical Performance of Music, s. 97).
Şefin sessizliğindeki dili anlamak, müziğin paylaşılan bir deneyim duygusu yarattığı gerçeğine dayanır (Higgins, The Music between Us, s. 35).
Bir şef konuşmaz, ancak batonuyla "a battuta" yani sıkı bir ritim yaratarak tüm orkestrayı tek bir bedene dönüştürür (Chernaya, Istoriya muzyki, s. 143). Bu durum, Batı dünyasının hiyerarşik örgütlenme eğilimini yansıtan bir "normatif ideal" olarak görülebilir (Higgins, The Music between Us, s. 63). Şef, pasif bir dinleyici kitlesi önünde orkestradan aşırı itaat alan bir liderdir (Higgins, The Music between Us, s. 63). Bu otorite, müzikte sabit bir uyumu, mükemmel perdeyi ve katı bir zamanlamayı garanti eder (Mans, Living in Musical Worlds, s. 114). Ancak sormak gerekir: Bu katı kontrolün altında müzisyenin özgürlüğü nerede başlar ve nerede biter?
Estetik açıdan bakıldığında, şefin asası sadece zamanı tutan bir araç değildir. O, sesin dinamiklerini (crescendo ve diminuendo gibi) yöneten, "Mannheim Roketi" gibi sıçrayan nota gruplarını disipline eden bir iradedir (Kallen, The History of Classical Music, s. 49). Şefin varlığı, dinleyicide "ontolojik bir güvenlik" hissi yaratır; kişi, diğer insanlarla aynı varlık düzenini işgal ettiğini ve karşılaşılan o devasa ses dünyasını onlarla paylaştığını hisseder (Higgins, The Music between Us, s. 151). Müzik dinlerken motor sistemlerimizin etkilenmesi ve bu sanal alanda birlikte hareket etme eğilimimiz, şefin çizdiği yörüngenin fiziksel bir yansımasıdır (Higgins, The Music between Us, s. 50).
Peki ya şefin asası yoksa? Doğu ve Batı sentezlerinin görüldüğü bazı geleneksel yapılar veya modern dönemlerdeki küçük topluluklar, orkestrayı yönetmek için bambaşka ilkeler geliştirmiştir. Örneğin, bazı kitle müziği türlerinde orkestrayı organize eden şey notalar veya bir şef değil, "ritmin adımlarla belirlendiği" bir prensiptir (Chesnova, Istoriya muzyki, s. 27). Burada ritim, düzenleyici bir ilke olarak hizmet eder ve her bir müzisyenin "vuruş" (beat) ile doğrudan bağlantı kurmasını sağlar (Chesnova, Istoriya muzyki, s. 34). Bu tür bir organizasyonda şef, bir otoriteden ziyade bir "facilitator" (kolaylaştırıcı) veya trafiği yönlendiren bir katılımcı rolündedir (Higgins, The Music between Us, s. 172). Şefin asası yokken orkestra, kolektif bir doğaçlama seansında, birbirlerini kelimeler olmadan, hatta bazen birbirlerini görmeden anlayan müzisyenlerin telepatik bağında var olur (Chesnova, Istoriya muzyki, s. 37).
Modernizm ve postmodernizm dönemlerine gelindiğinde, şefin rolü daha da sarsılmıştır. "Aleatory" (şansa dayalı müzik) veya "kontrollü tesadüfi" prensibiyle bestelenen eserlerde, şef yalnızca bölümün başlangıç anını işaret eder; bundan sonra her sanatçı serbest bir ritimle kendi yolunu çizer (Chernaya, Istoriya muzyki, s. 143). Bu anlarda şefin asası artık bir emir aracı değil, kaosun içinde bir pusuladır. Bireysel bilincin patlamalarını ve "otomatik yazma" benzeri müzikal süreçleri yöneten şef, aslında düzen ile kaos arasındaki o ince çizgide dans eder (Chernaya, Istoriya muzyki, s. 141). Bu, müziğin "topyekün organizasyonunun" bazen kaos olarak algılanabildiği, mantık ile duygusal deneyimin birbirinden koptuğu bir sınırdır (Chernaya, Istoriya muzyki, s. 142).
Müzik, "bedensel olarak bilgilendirilmiş, sosyal olarak genişletilmiş" bir dünyadır (Mans, Living in Musical Worlds, s. 76). Bir şefin batonuyla yönettiği orkestra, aslında insan dünyalarını örgütleme biçimimizin bir özetidir. Şefin asası varken hissedilen o "mükemmel perde" ve "uyum" arzusu, toplumun çözülmesi gereken gerilimleri olarak uyumsuzlukları ehlileştirme çabasıdır (Mans, Living in Musical Worlds, s. 114). Oysa şefin asası yokken ortaya çıkan o "özdenetim" ve "özgür toplumsal uyum", bireyin bir kitle içinde erimeden nasıl var olabileceğine dair bir ipucu sunar (Mans, Living in Musical Worlds, s. 114).
Psikolojik bir perspektifle bakıldığında, bir orkestra konserindeki dinleyicinin derin, dönüştürücü deneyimi sırasında sessizce oturması, aslında şefin yarattığı o muazzam otoriteye duyulan saygının ve katılımın bir göstergesidir (Psychology of Music, Short History of Music Psychology, s. 1). Şef, asasıyla sadece notaları değil, dinleyicinin "iç çekişlerini" ve "heyecan patlamalarını" da yönetir. Bazı modern dönemlerde, orkestranın ve vokal bölümlerinin çatışan etkileşimi, psikolojik ve duygusal bir manzara yaratırken; şef, bu manzaradaki trajik kader işaretlerini birleştiren yegane unsurdur (Chernaya, Istoriya muzyki, s. 31).
Sonuç olarak, batonun dili konuşmasa da, onun sessizliği evrensel bir anlaşma zemini yaratır.
Şefin asası varken orkestra, insanın düzen kurma ve "yüce" olana ulaşma arzusunu simgeler.
Ancak şefin asası yokken orkestra, daha eşitlikçi, daha organik ve bireysel sorumluluğun ön planda olduğu bir insan topluluğunun imgesine dönüşür.
Belki de asıl soru, şefin asası varken mi yoksa yokken mi "daha müzikal" olduğumuzdur?
Müzik, her iki durumda da insan deneyiminin parçalanmışlığını bütünleştiren o muazzam güç olmaya devam edecektir. Geleceğin müzik dünyasında baton, belki de tamamen dijitalleşecek ya da yerini tamamen kolektif bir bilince bırakacaktır; ancak o sessiz ritim, insan kalbi attığı sürece ruhumuzda yankılanmaya devam edecektir.
Kaynakça
Chernaya, M. R. (2008). Istoriya muzyki: Uçebnoye posobiye. Çast' 1-3 (Müzik Tarihi). Tverskoy gosudarstvennyy universitet.
Chesnova, I. K. (2002). Istoriya muzyki: Modern (Modern Müzik Tarihi). [PDF kaynağı içindeki metinlerden yararlanılmıştır].
Higgins, K. M. (2012). The Music between Us: Is Music a Universal Language?. University of Chicago Press.
Kallen, S. A. (2013). The History of Classical Music. Reference Point Press.
Lawson, C., & Stowell, R. (1999). The Historical Performance of Music: An Introduction. Cambridge University Press.
Mans, M. (2009). Living in Musical Worlds: A Look into Education and Values (Müzik Dünyalarında Yaşamak). [PDF kaynağı içindeki metinlerden yararlanılmıştır].
Psychology of Music. (n.d.). A Short History of Music Psychology (Müzik Psikolojisi Kısa Bir Tarih). [PDF kaynağı içindeki metinlerden yararlanılmıştır].
_____________________________
müzik5n1k & ai
____________________________
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder