Zamanın Ötesine Uzanan Bir Müzikal Bekleyiş ve Sanal Zamanın Ontolojisi

Müziğin sadece işitsel bir haz nesnesi değil, aynı zamanda zamanın ve mekânın sınırlarını belirleyen ontolojik bir güç olduğu fikri, insanlık tarihinin en derin tartışmalarından biridir.

Çoğu zaman bir eserin başlangıcı ve sonu arasındaki o kısa süreye hapsolduğumuzu düşünürüz; ancak bugün rasyonel düşünce mirasından süzülüp gelen ve tam 639 yıl sürmesi planlanan o devasa performans, bizi "zaman" kavramını yeniden düşünmeye davet ediyor.

Peki, bir melodi nasıl olur da kuşakları aşan bir bekleyişe dönüşebilir?

Bu sorunun cevabı, müziği sadece teknik bir disiplin olarak değil, "zamanın akışıyla diyalektik bir yüzleşme" olarak gören felsefi zeminde gizlidir (Attali, Bruit: essai sur l'économie politique de la musique, 9).

Söz konusu performans, bugün Batı dünyasının manastır geleneğinden tevarüs eden, rasyonelleşmiş bir iç mekân karakterine sahip olan ve kuzey coğrafyasının tarihsel dokusunu barındıran eski bir mekânda icra edilmektedir. Bu mekân, bir zamanlar inanç sistemlerinin sessizliği ve düzeni örgütlediği bir alan iken, şimdi notaların en düşük hızda, adeta zamanın kendisini dondururcasına yankılandığı bir laboratuvar haline gelmiştir. Bu durum, rasyonalizmin müziği ve zamanı kontrol etme çabasının en uç noktalarından biri olarak görülebilir; zira burada müzik, artık dondurulmuş bir form ya da kısa süreli bir temsil değil, yüzyıllara yayılan bir "oluş" sürecidir (Attali, Bruit: essai sur l'économie politique de la musique, 1).

Müziğin bu denli uzun bir süreye yayılması, dinleyicinin "sanal zaman" algısını kökten sarsmaktadır. Kuramsal olarak ifade edildiği üzere, "sanal zaman müziğin birincil illüzyonudur" ve bu illüzyon bizi kronometrik zamanın baskısından kurtarıp ruhun kendi iç ritmine taşır (Orlov, The Tree of Music: Investigations into the Evolution of Music, 393). 639 yıl sürecek bir konserde, bir notadan diğerine geçiş yıllar alabilir. Bu noktada zihin, işitsel uyarımı anlamlı bir bütün haline getirmekte zorlanır ve "deneyim dışında müzik yoktur" düsturuyla baş başa kalır (Orlov, The Tree of Music: Investigations into the Evolution of Music, 257). Sizce de bir notanın on yıllarca sürmesi, o sesi hâlâ bir "müzik" mi kılar, yoksa onu mekânın sessiz bir parçası, bir mimari unsur haline mi getirir?

Tarihsel perspektiften bakıldığında, bu tür bir performans modernizm ve postmodernizm süreçlerinin bir hesaplaşmasıdır. Klasik müzik dönemleri boyunca eserler, kesin bir başlangıcı ve görkemli bir sonu olan, mülkiyet altına alınabilir nesneler olarak kurgulanmıştır. Ancak bu asırlık icra, müziği bir meta olmaktan çıkarıp onu bir "kehanet" ve "sosyal düzenleme" aracına dönüştürür. Bu performans, gürültü ile sessizlik arasındaki o ince çizgide durarak, toplumun nasıl örgütlendiğinin ve zamanı nasıl "tükettiğinin" sessiz bir tanığıdır (Attali, Bruit: essai sur l'économie politique de la musique, 13). Burada müzik, artık kitle müziği tüketiminin hızına bir başkaldırı, yavaşlığın kutsandığı bir ayin niteliği taşır.

Psikolojik ve biyolojik düzlemde bu uzun süreli deneyim, insanın "tür hafızası" ile olan bağını da test eder. Bazı araştırmacıların belirttiği gibi, "müzikal duygu bizim tür hafızamızdır" ve bizler müzikal kapasiteyle doğan varlıklarız (Spitzer, The Musical Human: A History of Life on Earth, 341). Ancak insan ömrünün çok ötesinde tasarlanan bir eseri deneyimlemek, bireyi kendi sonluluğuyla yüzleşmeye zorlar. Bir kuşak bir notanın başlangıcına tanıklık ederken, diğer bir kuşak o notanın bitişini ve sessizliğe evrilişini izleyecektir. Bu durum, müziğin "insan ve zaman arasındaki ilişkiye düzen getirme" vasfının en somut ve belki de en sarsıcı örneğidir.

Doğu ve batı gelenekleri arasındaki ontolojik fark, sessizliğin bu performans içindeki rolünde belirginleşir. Batı düşüncesi sessizliği genellikle sesin ölümü olarak görürken, bu uzun icrada sessizlik, sesin içinde yüzdüğü kutsal bir "boşluk" olarak yeniden tanımlanır (Orlov, The Tree of Music: Investigations into the Evolution of Music, 295). Notalar arasındaki o devasa boşluklar, dinleyiciyi "duyulamayan müziğin tefekkürü"ne iter. Bu süreçte müzik aleti sadece sesi çıkaran bir makine değil, "müziğin bedeni" ve mekânın ruhu haline gelir. Mekânın akustiği, yüzyıllar boyunca bu değişen tınıları içinde saklayacak bir rahim görevi görür.

Estetik açıdan bu performans, "tekrarın estetiği"nden "sonsuzluğun estetiği"ne bir geçişi simgeler. Kitle müziğinin ve endüstriyel üretimin müziği kopyalanabilir bir metaya dönüştürdüğü bir çağda, 639 yıllık bir konser, kopyalanamaz ve hapsedilemez bir "anlık" ama aynı zamanda "kalıcı" bir gerçeklik sunar (Attali, Bruit: essai sur l'économie politique de la musique, 88). Bu, modern insanın dünyayı seyretmekten vazgeçip, müziğin yarattığı o hayali manzarada "yürümeye" başladığı andır. Bir senfoni dinlemek sanal bir manzarada yürümeye benziyorsa, bu konser ucu bucağı görünmeyen bir kıtada yapılan asırlık bir yolculuktur (Spitzer, The Musical Human: A History of Life on Earth, 282).

Müziğin bu devasa ölçekte icra edilmesi, aynı zamanda onun bir "güç" (power) olarak nasıl konumlandırıldığını da gösterir. Orkestrasyonun ve notasyonun rasyonelleşmesi, müziğin kaosu ehlileştirme arzusunun bir sonucudur. Ancak bu kadar yavaş bir akışta, rasyonel kontrol mekanizmaları bile belirsizliğe teslim olmak zorunda kalır. Nitekim "müzikal ses yalnızca fiziksel dünyada var olmaz; aynı zamanda insan fizyolojisi ve psikolojisini de kapsar" (Kragness vd., Boundaries of Science and Art in Music, 61). Bu performans, insan zihninin "beklenti" ve "çözülme" (resolution) mekanizmalarını sonsuz bir ertelemeye tabi tutar. Bu erteleme, dinleyiciyi müziğin sadece dışsal bir nesne olduğu yanılgısından kurtarıp, onu bizzat müziğin parçası haline getirir.

Peki, bu konser bittiğinde ne olacak? Eğer insanoğlu o son notayı duyacak kadar hayatta kalırsa, o an sadece bir müziğin sonu mu olacak yoksa bir zaman diliminin kapanışı mı?

Müziğin asıl mucizesi, seslerin bitmek bilmeyen tekrarları içinde kendimizi bulabildiğimiz o tekinsiz boşluklarda saklıdır.

"Müzikal insanın asli günahı, hayvan müziğinden uzaklaşmaktır" denilse de, bu asırlık performans belki de bizi doğanın o yavaş ve görkemli ritmine, hayvanların ve yıldızların zamanına geri döndürmeye çalışan devasa bir "Hmmmmm" fısıltısıdır (Spitzer, The Musical Human: A History of Life on Earth, 338).

Sonuç olarak, rasyonel iç mekân geleneklerinden tevarüs eden o taş duvarlar arasında yankılanan bu asırlık sesler, bize müziğin ne olduğunu değil, bizim zaman karşısında ne olduğumuzu söyler. Müzik, "tam anlamıyla deneyimin bir tanımıdır" ve bu deneyim bizi hem geçmişin arkaik ritimlerine hem de geleceğin belirsiz sessizliğine bağlar (Orlov, The Tree of Music: Investigations into the Evolution of Music, 3).

Sizce de hayatın bitmek bilmeyen gürültüsü ve hız tutkusu sustuğunda, geriye kalan o tek, bitmek bilmeyen nota, aslında evrenin kendi sessizliğine verdiğimiz en dürüst ve en uzun soluklu cevap değil midir? Belki de gerçek müzik, sustuğumuzu sandığımız o yüzyıllar boyunca, zihnimizin hâlâ o görünmez ritmi sayıkladığı saniyelerde gizlidir.

Kaynakça

Attali, J. (1977). Bruit: essai sur l'économie politique de la musique. Paris: Presses Universitaires de France.

Bohlman, P. (2000). Ontologies of Music. In N. Cook & M. Everist (Eds.), Rethinking Music. Oxford: Oxford University Press.

Kragness, H. E., Hannon, E. E., & Cirelli, L. K. (Eds.). (2022). Boundaries of Science and Art in Music. Massachusetts: MIT Press.

Orlov, G. (1982). The Tree of Music: Investigations into the Evolution of Music. Washington: Alexander Orlov Archive.

Sachs, C. (1962). The Wellsprings of Music. The Hague: Martinus Nijhoff.

Spitzer, M. (2021). The Musical Human: A History of Life on Earth. London: Bloomsbury Publishing.

Yorum Gönder

0 Yorumlar