Tekrarın Estetiği: Bir Başyapıtın Ontolojik Çözümlemesi

Zamanın ve mekanın ötesinde, tek bir ritmik vuruşun üzerinde yükselen devasa bir katedral hayal edin. Bu yapı, ne klasik müzik dönemlerinin o çok katmanlı armonik labirentlerine benzer ne de modernizmin parçalanmış ses evrenine. O, sessizliğin içinden doğan, yavaş yavaş büyüyen ve sonunda tüm işitsel alanı istila eden bir "süreç"tir. Söz konusu eser, yaratıcısının deyimiyle "orkestra dokusu dışında hiçbir müzik içermeyen" bir deneydir. Peki, nasıl olur da on beş dakika boyunca aynı melodinin hiçbir yapısal değişikliğe uğramadan tekrar edilmesi, insan zihninde böylesine sarsıcı bir gerilim ve estetik haz yaratabilir? Bu eser, müziği sadece teknik bir disiplin olarak mı ele alır, yoksa insanın maddeyle ve zamanla girdiği o kadim diyalektiğin en çıplak halini mi sunar? "Müzik, bilindiği üzere, tanımlanmaya direnir" (Orlov, The Tree of Music: Investigations into the Evolution of Music, 38). Bu direnç, söz konusu yapıtın neden hem bir "makine" hem de bir "ayinden" farksız olduğunu anlamamıza kapı açar.

Bu eserin temel taşı olan ritim, aslında müziğin evrimsel kökenlerindeki o en ilkel dürtüye dayanır. Ritim, henüz rasyonel zihnimizin dünyayı kavramlarla bölmediği o arkaik çağlardan kalma bir mirastır. Bazı kuramcıların belirttiği gibi, "Ritim başlangıçta müzik dışıdır; o, yavaş yavaş gelişen psikofizyolojik bir dürtü olarak insandan fışkırır; yürüme, dans etme veya koşma gibi sürekli, düzenli hareketleri eşitleme dürtüsüdür" (Sachs, The Wellsprings of Music, 112). Eserdeki o hiç durmayan davul vuruşu, dinleyiciyi kronometrik zamandan koparıp "sanal bir zaman" içine hapseder. Bu sanal zaman, müziğin "birincil illüzyonudur" (Orlov, The Tree of Music: Investigations into the Evolution of Music, 393). Sizce de bu bitmek bilmeyen ritim, bizi kendi biyolojik varlığımıza, kalp atışlarımıza ve nefesimize geri döndüren bir ayna değil midir?

Eserin mimarisi, modernizm ve endüstriyel çağın yükselişiyle mükemmel bir uyum içerisindedir. Klasik müzik geleneklerinde melodi, gelişir, serpilir ve dönüşür; oysa bu yapıtta melodi sabittir, değişen tek şey onun üzerindeki orkestral "giysi"dir. Bu durum, sanatın "temsiliyetten tekrara" geçişinin en çarpıcı örneğidir. "Tekrarın ima ettiği iktidar biçimi... temsiliyetin aksine, kesin bir yerelleştirmeden kaçar; anonimleşir ve yönetimin bir biçimi olduğu kurgusunu güçlendirir" (Attali, Bruit: essai sur l'économie politique de la musique, 88). Bu perspektiften bakıldığında, eserdeki o devasa crescendo (sesin giderek yükselmesi), aslında modern toplumun nasıl örgütlendiğinin, bireylerin birer "dişli" olarak nasıl tek bir amaca hizmet ettiğinin sessiz bir tanığıdır. Orkestra burada bir "güç figürü"dür ve her bir enstrüman, sırası geldiğinde melodiyi devralarak bu kolektif devinime katılır.

Peki, bu eserdeki melodinin kendisi neyi ifade eder? Doğu ve batı geleneklerinin bir sentezi gibi tınlayan o kıvrımlı hat, aslında insanın duygusal dünyasının "tür hafızası"ndaki yansımalarıdır. "Müzikal duygu bizim tür hafızamızdır" (Spitzer, The Musical Human: A History of Life on Earth, 341). Melodi, kendi içine kapalı, egzotik ve hipnotik bir karakter taşır. Ancak bu melodi, klasik bir "eser" (work) olmaktan ziyade bir "eylem" (performance) olarak mevcuttur. Eserin sonunda yaşanan o ani ton değişikliği ve ardından gelen çöküş, sanki makinenin aşırı ısınarak infilak etmesi gibidir. Bu an, "zamanın akışıyla diyalektik bir yüzleşmedir" (Attali, Bruit: essai sur l'économie politique de la musique, 9). Müzik, gürültü ile sessizlik arasında yer alan bir kehanet olarak, düzenin kaçınılmaz bir yıkımla sonuçlanacağını fısıldar.

Estetik ve psikolojik düzlemde bu yapıt, dinleyiciyi pasif bir gözlemci olmaktan çıkarıp "deneyimleyen" bir özneye dönüştürür. "Deneyim dışında müzik yoktur" (Orlov, The Tree of Music: Investigations into the Evolution of Music, 257) ve bu deneyim, eserin her saniyesinde artan fiziksel bir baskı olarak hissedilir. Melodi her tekrarlandığında, zihnimiz bir sonrakini bekler; ancak her seferinde karşısına çıkan şey aynı yapının daha hacimli bir versiyonudur. Bu "çözülmemiş gerilim", beynimizin ödül ve beklenti mekanizmalarını zorlar. Acaba bizler bu müziği dinlerken melodinin güzelliğine mi hayran kalıyoruz, yoksa o kaçınılmaz sona doğru sürüklenmenin yarattığı mazoşist bir haz mı duyuyoruz? "Müziğe verilen tepkinin duyguların kendisi değil, duygu sanılan bedensel belirtileri olduğu ileri sürülebilir" (Orlov, The Tree of Music: Investigations into the Evolution of Music, 379). Bu açıdan bakıldığında, eser bir sanat nesnesi olmaktan çıkıp bedeni ele geçiren biyolojik bir uyarana dönüşür.

Eserin yaratıldığı dönem, kitle müziği ve endüstriyel üretimin henüz embriyonik aşamada olduğu bir zamandır. Ancak bu yapıt, gelecekteki "standardizasyonun" ve "seri üretimin" bir habercisi gibidir. "Müzik kehanettir. Tarzları ve ekonomik örgütlenmesi toplumun geri kalanının önündedir çünkü maddi gerçekliğin yapabileceğinden çok daha hızlı bir şekilde, belirli bir koddaki tüm olasılıkları keşfeder" (Attali, Bruit: essai sur l'économie politique de la musique, 13). Bu eserdeki tekrarlı yapı, bugün dijitalleşen dünyadaki algoritmik müziklerin ve "loop" kültürünün ilk ve en görkemli tohumudur. Klasik müzik, folk müzik ya da kitle müziği arasındaki hiyerarşiler bu yapıtta sanki eriyip gitmiş, geriye sadece "titreşen madde" kalmıştır.

Sonuç olarak, bu eser bize insanın "müzikal insan" olma vasfının altında yatan yaygın ve kendiliğinden gelişen yeteneklerini hatırlatır (Patel in Kragness vd., Boundaries of Science and Art in Music, 19). O, ne sadece bir bestecinin dehasının ürünüdür ne de basit bir orkestrasyon dersidir. O, insanın kendi ritmiyle evrenin ritmi arasında kurduğu o tekinsiz köprüdür. Eser bittiğinde ve o son gürültülü akor patladığında geriye kalan sessizlik, aslında bizim en dürüst halimizdir. Sizce de hayatın bitmek bilmeyen tekrarları içinde kendimizi bulabildiğimiz tek alan, o tekrarların yarattığı hipnotik yoğunluk ve o yoğunluğun sonunda bizi karşılayan sessiz boşluk değil midir? Belki de gerçek müzik, sustuğumuzu sandığımız o anda, zihnimizin hala o ritmi sayıkladığı saniyelerde gizlidir.

Kaynakça

Attali, J. (1977). Gürültü: Müziğin ekonomi politiği üzerine bir deneme . Paris: Presses Universitaires de France.

Kragness, HE, Hannon, EE ve Cirelli, LK (Editörler). (2022). Müzikte Bilim ve Sanatın Sınırları . Massachusetts: MIT Press.

Lissa, Z. (1970). Film müziğinin estetiği . Moskova: Müzik Yayınevi.

Orlov, G. (1982). Müziğin Ağacı: Müziğin Evrimine Dair Araştırmalar . Washington: Alexander Orlov Arşivi.

Sachs, C. (1962). Müziğin Kaynakları . Lahey: Martinus Nijhoff.

Spitzer, M. (2021). Müzikal İnsan: Yeryüzündeki Yaşamın Tarihi . Londra: Bloomsbury Yayıncılık.

-------------------------------

müzik5n1k & ai