İnsanlar neden bazen kendi kendilerine bir ezgi mırıldanırlar?

Zihnin Görünmez Dansı: Neden Kendi Kendimize Mırıldanırız?

Hiç kendinizi, farkında bile olmadan, dudaklarınızın arasından dökülen belli belirsiz bir melodiye eşlik ederken buldunuz mu?

Kalabalık bir caddede yürürken ya da sessizce evinizde otururken zihninizin bir köşesinde yankılanan o sesin kaynağı nedir?

Bir klasik müzik döneminin görkemli bir kesiti ya da kitle müziğinin zihnimize kazınmış basit bir nakaratı...


Bu mırıldanmalar, sadece bir alışkanlık mı yoksa insan doğasının, biyolojik evrimimizin ve psikolojik dünyamızın çok derinlerinden gelen bir haykırış mı?

Müziğin insan deneyimindeki yerini teknik bir olgunun ötesinde düşündüğümüzde, mırıldanma eyleminin aslında benliğimizle kurduğumuz en samimi diyaloglardan biri olduğunu görürüz.

Bu içsel melodilerin temelinde, beynimizin müziği yalnızca "işitmekle" kalmayıp, onu bedensel bir eylem olarak "yaşadığı" gerçeği yatar. Modern nörobilişsel çalışmalar, müzik dinlemenin beynin motor alanlarını sanki o müziği biz icra ediyormuşuz gibi harekete geçirdiğini kanıtlamaktadır. "Ayna nöron sistemine göre, gerçek şarkıcıyı dinleyen birinin motor ağı, şarkı söylemeyi dinleyen bir başkası tarafından devreye sokulur; bu durum müzikal mesajın göndericisi ve algılayıcısındaki benzer sinir mekanizmalarının paylaşıldığını gösterir" (Overy, K., & Molnar-Szakacs, I., “Being Together in Time: Musical Experience and the Mirror Neuron System”, 2009, s. 492). Dolayısıyla mırıldanırken aslında zihnimizde zaten icra edilmekte olan bir dansın fiziksel bir sızıntısına izin vermiş oluruz. Kulağımızda yankılanan bir piyano tınısı ya da bir insan sesi, beynimizdeki motor bölgeleri tetikleyerek bizi "motor mimesis" yani bir tür taklitçi eyleme sürükler.

Peki, bu mırıldanmalar neden bazen takıntılı bir hal alır? Bilimin "kulak kurdu" (earworm) olarak adlandırdığı bu fenomen, müziğin hafızamızla olan kopmaz bağının bir sonucudur. Zihnimizdeki bir şarkı, "playback modunda" kaydedilmiş gibi döner durur. "Sıklıkla şarkının tamamı değil, kısa bir parçası zihnimizde bir döngü halinde çalmaya başlar" (Levitin, D. J., Tu Cerebro y la Música, 2006, s. 250). Mırıldandığımızda, aslında zihnimizdeki bu işitsel imgeleri (auditory imagery) kontrol etmeye ve onları somutlaştırmaya çalışırız. "Müzikal imgelem, müziği kafanın içinde hayal ederek 'tekrar çalma' deneyimidir ve bu süreç tamamlayıcı motor alanının (SMA) aktivasyonu ile desteklenir" (Halpern, A. R., “Cerebral Substrates of Musical Imagery”, 2003, s. 217). Bu sessiz prova, bize sadece o melodiyi hatırlatmakla kalmaz, aynı zamanda iç işitme (inner hearing) yeteneğimizi de besler. "Müziği zihninizde hayal etmenize, hayal gücünüzde duymanıza iç işitme denir; doğru mırıldanmak, bu iç işitmenin en somut kanıtıdır" (Teplov, B., Müzik Yeteneği Psikolojisi, 1947/2003, s. 197).

Tarihsel bir perspektiften baktığımızda, mırıldanmanın ve şarkı söylemenin kökenlerinin, sözlü dilden bile daha eski olduğu düşünülmektedir. Doğu ve Batı kültürleri arasındaki farklar ne kadar belirgin olursa olsun, insanlığın ortak geçmişinde müzik, bir "protodili" andırır. Belki de konuşmaya başlamadan önce, duygularımızı sadece ritmik çığlıklar ve mırıldanmalarla ifade ediyorduk. "Müzik sözlü dilden önce ortaya çıkabileceğine göre, dilin iletişimsel öncülü olan müzikten kaynaklanmış olması da olasıdır" (Lynch, M. P., Deneyimlerin Müzikal Yeteneklerin Gelişimine Katkıları, 1995, s. 146). İlk atalarımız için mırıldanmak, kabile içinde sosyal bir uyum sağlama aracıydı. "Şarkı söylemek, konuşmaktan çok daha yüksek seslidir ve bu sayede grup etkileşimlerini kolaylaştırarak sosyal bağların güçlenmesine hizmet eder" (Dunbar, R., 1996, aktaran Peretz, I. & Zatorre, R. J., The Cognitive Neuroscience of Music, 2003, s. 69). Modern dünyada yalnız başımıza mırıldandığımızda bile, aslında farkında olmadan o kadim "topluluğa ait olma" dürtümüzü yatıştırıyor olabilir miyiz?

Psikolojik açıdan mırıldanmak, ruh halimizi düzenlemenin (mood regulation) en etkili ve "maliyetsiz" yollarından biridir. Üzgün olduğumuzda melankolik bir melodiye sığınmak ya da heyecanlıyken hızlı bir ritim tutturmak... Müzik, biyokimyasal seviyede kortizol üretimini düzenleyerek stresi azaltabilir (Bittman, B. et al., 2005, aktaran Hallam, S., The Power of Music, 2015, s. 485). "Müzik, benliğin inşası ve duygusal çalışma için kullanılan bir kaynaktır; mırıldanmak gibi aktif müzikal katılım, kişinin ruhsal durumunu modüle etmesine yardımcı olur" (DeNora, T., Music in Everyday Life, 2000, s. 118). Bir bebeğin annesinin ninnisiyle sakinleşmesi gibi, biz de yetişkinliğimizde kendi mırıldanmalarımızla kendimizi "rahatlatırız." Annenin bebeğine yönelik şarkı söylemesi, bebeğin uyarılma düzeyini modüle eden en güçlü araçtır (Shenfield, T., Trehub, S. E., & Nakata, T., 2003, aktaran Peretz, I. & Zatorre, R. J., The Cognitive Neuroscience of Music, 2003, s. 10). Mırıldanmak, bir bakıma insanın kendisine söylediği o ebedi ninnidir.

Estetik ve felsefi bir düzlemde bakıldığında ise müzik, insanın kendi failliğini deneyimlediği bir alandır. Postmodern dünyanın pasif dinleyicisi olmak yerine mırıldanmaya başladığımızda, müziği sadece bir nesne olarak alımlamayı bırakıp onu kendimizin bir parçası haline getiririz. "Müzik, öznenin kendi tekil faaliyetini deneyimlemesi için bir araçtır; mırıldandığımızda eserin ifadesi kendimize ait hale gelir" (Kramer, L., Interpreting Music, 2011, s. 251). Modernizmle birlikte müziğin "yüksek sanat" olarak sahneye hapsedilmesi, sıradan insanın aktif müzik yapma hakkını elinden almış gibi görünse de, mırıldanma bu "asli hakkımıza" geri dönme çabasıdır. "Hepimiz aktif müzisyen olma kapasitesiyle doğarız, ancak modern yaşamda pasif dinleme lehine bu doğuştan gelen hakkımıza ihanet ederiz" (Spitzer, M., The Musical Human, 2021, s. 8). Mırıldanmak, bu ihanete karşı küçük ama güçlü bir direniştir.

Sonuç olarak, mırıldanmak sadece bir şarkıyı hatırlamak değildir; o, beynimizdeki motor bölgelerin sessiz yankısı, evrimsel geçmişimizin bir mirası, duygusal dünyamızı dengeleme çabamız ve en önemlisi, müziği kendi benliğimize nakşetme biçimimizdir. Müzik, anlamı bir yerden bir yere taşıyan basit bir araç değil; bizim tarafımızdan anlamlandırıldıkça var olan bir yaşantıdır. Belki de mırıldandığınız o son melodi, size sadece bir şarkıyı değil, insan olmanın o en temel, en ritmik ve en kadim köklerini hatırlatıyordu. Bir dahaki sefere dudaklarınızdan dökülen o melodiyi fark ettiğinizde kendinize şu soruyu sorun: Şu an kiminle konuşuyorum? Belki de o an sadece kendinizle değil, binlerce yıllık bir "müzikal insan" mirasıyla diyalog halindesiniz.

Kaynakça

Attali, J. (1977). Bruits: Essai sur l'économie politique de la musique. Paris: PUF.

DeNora, T. (2000). Music in Everyday Life. Cambridge: Cambridge University Press.

Hallam, S. (2015). The Power of Music: A Research Synthesis of the Impact of Actively Making Music on the Intellectual, Social and Personal Development of Children and Young People. London: UCL Institute of Education Press.

Kramer, L. (2011). Interpreting Music. Berkeley: University of California Press.

Levitin, D. J. (2006). Tu cerebro y la música: El estudio científico de una obsesión humana. Barcelona: Alba Editorial.

Lynch, M. P. (1995). Contributions of experience to the development of musical abilities. In A. Zenatti (Ed.), Psychologie de la musique (pp. 145-160). Paris: Presses Universitaires de France.

Peretz, I., & Zatorre, R. J. (Eds.). (2003). The Cognitive Neuroscience of Music. Oxford: Oxford University Press.

Sachs, C. (1962). The Wellsprings of Music. The Hague: Martinus Nijhoff.

Spitzer, M. (2021). The Musical Human: A History of Life on Earth. London: Bloomsbury Publishing.

Teplov, B. M. (1947/2003). Psikhologiya muzykal'nykh sposobnostey [Müzik Yeteneği Psikolojisi]. Moskova: Nauka. (İlgili pasajlar Türkçe çevirisinden kullanılmıştır).

-----------------------------------

müzik5n1k & ai

Yorum Gönder

0 Yorumlar